Birgo

MRT
16
ÖZGÜVEN NE DEMEKTİR?

ÖZGÜVEN NE DEMEKTİR? 
Özgüven bir çocuğun kendisine yönelik iyi duygular geliştirmesi sonucu kendisini iyi hissetmesi demektir. Başka bir değişle kendisi olmaktan memnun olması ve bunun sonucu kendisi ve çevresiyle barışık olması demektir.Çocuk nasıl bir ortamda kendisini değerli hisseder ve özgüveni olur? Çocuğunuz kendisini değerli hissetmesinde rol oynayan etkenler.Daha ilk yaşlardan, çocukların kendilerine yönelik iyi duygular geliştirmeleri, hayatlarındaki önemli insanlar (anne-baba, öğretmen ve diğer büyükleri, ilerleyen yaşlarda arkadaşları) tarafından nasıl değerlendirildiklerine bağlıdır.Büyükleri tarafından sevgi gören, gereksinim duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan, fikirlerine değer verilen ve önemsenen,göven duyulan ve sorumluluklar verilen,iyi yaptığı şeyler için övülen, gurur duyulan, yaptıklarında hataya yer verilen ve olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendisine özgüveni olur.Buna karşılık sevildiğini, önemsendiğini hissetmeyen, beklediği yakınlık ve ilgiyi göremeyen, sürekli eleştirilen ve olduğu gibi kabul edilmeyen çocuk kendisini değerli hissetmez ve özgüveni olmaz. Kendisini değerli görmeyen (özgüveni olmayan) çocuk yaşadığı aile, çevre, okul ve toplum içinde problemlere sebep olur.
Çocukların özgüvenlerini sağlamak için yapılacak şeyler 
1 . Var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu onlara hissettirin.Onlara olan sevginizin başarı ya da başarısızlıklarına bağlı olmadığını, var olmalarının sizin için ne kadar önemli olduğunu ve ne olursa olsun onları daima seveceğinizi söyleyin. 
2 . Kendilerine olan özgüvenlerinde sarsıntı gördüğünüz an harekete geçin.Unutmayın kendine özgüven duymak kendini beğenmişlik ya da kibirlilik demek değildir.Özgüven sadece olduğu gibi kabul edilmiş olmanın verdiği kendini rahat, iyi ve güvenlik içinde hissetmekdir. Başarısı ile şımaran, kibirli davranışlar gösteren çocuğun kendisine olan özgüveni yok ya da düşük demektir. 
3 . Çocuğunuzun gerçek özgüveni sağlamasında yardımcı olun.Çocuğunuzun zayıf yanlarını görmezlikten gelmeyin, dürüst olun, ama onları eleştirmeyin.Çocuklar kendilerindeki eksiklikleri ve kusurları kabullenmelidir. Bunun yanı sıra iyi ve kuvvetli oldukları yanları ile gurur duyabilmelidirler. 
4-Çocuğunuza kendisine has yeteneklerini ortaya çıkartmasında yardımcı olun,çocuklar birbirlerinden farklıdır. Her çocuğun farklı özellikleri ve yetenekleri vardır. Hepsinin başarılı olduğu alanlar değişiktir. Çocuklarınıza kendi ilgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda faaliyetlere katılma imkanı sağlayarak onların araştırmaları ve yeni şeyler keşfetmeleri için destekleyin. Böylece kendilerinde var olan yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlayarak kendilerine göven duymalarını sağlamış olursunuz. 
5-Yaptıkları ve ilgilendikleri şeylerin sizin için ne kadar önemli ve değerli olduğunu gösterin.Katıldıkları faaliyetleri ve ilgilendikleri şeyleri sorun, okulda katıldıkları faaliyetlerin gösterilerine gidin. İlgilendiği şeylerle ilgili okuduğunuz bir yazı ya da resmi onunla paylaşın. 
6-Evinizde herkesin birbirine güveneceği bir ortam oluşturun.Duygularını, düşüncelerini, sevgisini, başarı ya da başarısızlıklarını, hayal kırıklıklarını aile fertleriyle rahatca paylaşabilen çocuklar özgüvenli olurlar."Söylediğin kadar da kötü değilmiş" ya da "Geçer canım merak etme" şeklinde cevap verme yerine,onların duygu ve düşüncelerini ciddiye alın. 
7-Çocuğunuza kendi davranışlarınızla örnek olduğunuzu unutmayın.Çocuklarınıza, onlarda görmek istemediğiniz davranışlarda bulunmayın. Unutmayın çocuklar size sizin onlara davrandığınız gibi davranacaklardır. Sinirlenip onlara bağırdığınızda, kızınca bağırmanın normal olduğu mesajını verirsiniz. 
8-Beklentileriniz çocuğunuzun seviyesinde olsun, onu aşacak beklentilerden kaçının.Her çocuğun farklı yapabilme kapasitesi ve seviyesi vardır. Çocuğunuzun birşeyi yapamayacağını bildiğiniz halde bunu ondan bekleyip sonunda hayal kırıklığı yaratmayın. Ulaşabilecekleri hedefler amaçlayıp başarılı olmalarını sağlayın. 
9-Çocuklarınıza sorumluluklar verin kendisine güvenilip sorumluluk verilen çocuklar kendilerini yararlı ve önemli hissederler. 
10-Sadece çok özel yetenek ya da başarılarına değil herşeyine değer verdiğinizi ve taktir ettiğinizi belirtin.Küçük bile olsa yaptığı güzel birşey ya da davranışı için onu övün ve bunun ne kadar önemli olduğunu belirtin. 
11-Ne yaparlarsa yapsınlar onları bağışlayın ve sevgi ile emniyette olduklarını hissettirin.Çocuklarınızı disiplin edin ama bunu hiç bir zaman sinirle ve katı kurallarla yapmayın. Onları disiplin etmeniz katı kurallarla katı cezalar verme şeklinde olmasın. Çocuklar adaletsiz davrandığınızda bunu çok iyi bilirler. Onların güvenini sarsmayın. 
12-Birlikte vakit geçirin.Ortak yapacağınız faaliyetler bulup birlikte zaman geçirin. 
13-Onların özgüvenlerini sağlayacak sözlerde bulunun "Yardımların çok işime yaradı, teşekkür ederim" ya da " Bak bu aklıma gelmemişti bu konudaki fikrini çok beğendim" gibi sözlerle onların katkılarına değer verdiğinizi gösterin. 
14-Çocuğunuzla ilgili problemleri onu suçlamadan ya da onun karekterini eleştirmeden tartışın.Çocuklar kendileri ile ilgili problemlerde kendilerine saldırılıp eleştirilmeden konuşulduğunda bu problemi çözmek için çaba sarfederler. Onun karakterine değil yaptığı şeye hitap ederek konuşun.Önemli olan geçmişte ne olduğu değil şimdi ne yaptığınız! Birçoğumuzun, sahip olduğumuz potansiyeli kullanamamasının başlıca nedenlerinden birisi, çok değerli zamanımızı geçmişte ne olduğunu düşünerek geçirmemiz. Şu anda yaşamakta olduğumuz anları, artık üzerinde bir şey yapamayacağımız şeyleri düşünerek geçiriyoruz.
Geçmişte olanların iyi yada kötü, yararlı yada zararlı olması önemli değil, bu olanları değiştirmek için şimdi yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Geçmişte olanlarla yapabileceğiniz en iyi şey, her birinden bir şeyler öğrenebileceğinizi anlamanızdır. Böylece, geçmişte yaşadıklarınızı, bugün daha iyi kararlar vermek ve daha doğru hareket etmek için kullanabilir ve böylece hedefleriniz ve hayallerinize doğru ilerleyebilirsiniz. Geçmişteki hatalarınız ve deneyimlerinizden ders almazsanız, bu sefer daha da kötü sonuçlara yol açabilecek bu şeyleri büyük olasılıkla tekrar yaparsınız.Size zararı en çok dokunacak şeylerden birisi, ders almadığınız için geçmişteki hatanızı tekrarlamaktır.Tabii ki hata yapacaksınız. İnsan, hata yaparak öğrenir ve olgunlaşır. Unutmayın ki, Thomas Edison, ampulü keşfetmeden önce 10.000'den fazla denemede bulunmuştur. Edison, ders aldığı sürece hata yapabileceğini biliyordu. Edison yaptığı hatalardan ders almayıp, bir şeyler öğrenmeyip, ilk yaptığı birkaç hatayı 10.000 kez tekrarlasaydı, bugün ne durumda olacağımızı düşünebiliyor musunuz?
Büyük ihtimalle hala kandil yada mum kullanıyor olacaktık, değil mi?

Size vermek istediğim asıl mesaj şu:

1. Geçmiş, geçmişte kalmıştır ve bir daha geri dönmemek üzere gitmiştir, geçmiş için, sadece sizin değil, hiç kimsenin yapabileceği bir şey yoktur.
2. Şimdiki yaşamınızı değiştirebilecek tek şey, yaptıklarınızdır. Bu yüzden, size geçmişte yaşadıklarınızı incelemenizi, her birinden bir şeyler öğrenip, gerekli dersleri çıkarmanızı ve gelecek hayallerinizi yaratmak için bugün harekete geçip, yeni bir şeyler yapmanızı öneriyorum.Biliyorum, söylemek, yapmaktan kolay. Belki şöyle diyorsunuz kendinize, "Geçmişte bana yaptıklarını unutmam mümkün değil." Nasıl hissettiğinizi anlıyorum. Fakat biliyor musunuz ki? 
Geçmişin başınızı hala bu kadar çok ağrıtmasının en önemli nedenlerinden birisi, onun hakkında çok düşünmeniz.Görüyorsunuz ya, bir şey üzerinde ne kadar çok yoğunlaşırsanız o şeyi yaşarsınız. Sürekli istemediğiniz şeyler üzerinde yoğunlaşıyorsanız, istemediğiniz şeyler başınıza gelecektir. İstediğinizi elde etmek için atacağınız ilk adım, yapıcı olmak ve çok istediğiniz şeyler üzerine yoğunlaşmak. Bunları yaparak kısa zamanda, istediklerinizin büyük bölümüne ulaşacaksınız.Gerçekten hayatınızı değiştirmek istiyorsanız, şu görüşü benimseyin
"Önemli Olan Geçmişte Ne Olduğu Değil, 
Şimdi Ne Yaptığınız!" Hayatınıza, size güç veren bu yeni görüş ile bir kez bakmaya başladığınızda, eğer bunu daha önceden yapmadıysanız, hayatınızdaki çok olumlu, hatta önemli ve ciddi değişiklikleri hemen fark edeceksiniz. etkili görüşü öğrendikten ve hayatımda kullanmaya başladıktan sonra, hemen daha mutlu ve daha tatmin edici bir hayat yaşamaya başladım. Çünkü, herhangi bir nedenle olmuş olaylara sinirlenmek yerine, her bir olaydan bir şeyler öğrenip, dersler çıkarabileceğimi kabul ettim ve arzuladığım geleceği oluşturmak için bu olaylardan öğrendiklerimi kullandım.Siz de aynısı kesinlikle yapabilirsiniz!
İçten sevgilerimle,

Sizinle Tony Robbins'in şu sözünü paylaşmak istiyorum:"Bugün anlıyorum ki, geçmişteki tüm başarısızlık ve kızgınlıklarım, şimdi yaşamaktan hoşlandığım yeni yaşam düzeyimi oluşturan bakış açımın temelini oluşturmuşlar." Sevgili anne - babalar, geçmişte ve şimdi yaşadığınız zorluklar, gelecekteki başarınızın temelleridir. Bu yüzden, geçmişte olanlara kızmak ve öfkelenmek yerine, hedefleriniz ve hayallerinize ulaşmanıza yardım etmesi için bu yaşadıklarınızdan bir şeyler öğrenmenin bir yolunu bulun.Hoşça kalın.


MRT
16
YAŞAM VE SORUMLULUK

Hayatınızdan Sorumlu Olduğunuza İnanmıyorsunuz

O Halde, Hayatınızdan Kim Sorumlu?
Üzerinde en çok kontrole sahip olduğumuz kişinin, kendisine en az güvendiğimiz kişi yani KENDİMİZ olması ilginç, değil mi?
Ulaşmak istediğimiz başarıdan sorumlu olan kişi, anneniz yada babanız, erkek yada kız kardeşiniz, patronunuz yada iş arkadaşınız değil, aynada gördüğümüz kişi. Geleceğinizin nasıl olacağına bir tek siz karar verebilirsiniz. Bu yüzden kendinize bir şans verin.Gelecek, beklediğinizi getirir.


Kendi hayatınızın kontrolünü ele geçirmek, zor bir şeymiş gibi geliyorsa, o halde, hayran olduğunuz birisinden ihtiyacınız olan güveni alın. Hayran olduğunuz kişi gibi davranın, kısa bir süre sonra, etrafınızdaki insanlar, size, hayran olduğunuz kendine güvenen kişi gibi davranacaklardır.Bu güzel tepkiyle, kendi özgüveninizi kurmaya başlayacaksınız. Bir kariyer değişikliği yapmaya ihtiyacımın olduğuna karar verdiğimde, kariyer yapmak istediğim alanda benden daha önce başarılı olmuş olanlardan ihtiyacım olan güveni ödünç aldım. Şimdi bulundukları yerlere gelmek için yaptıklarını yaparak, onların öğrendiklerinden ve deneyimlerinden yararlanabilirim. 


Hiçbir şey size, öğrenmek ve öğrendiği uygulamak gibi özgüven kazandırmaz. Hepimiz, kimsenin sahip olmadığı özel bir yeteneğe sahibiz. Yeteneğimizi bulup, onu çok iyi bir hale getirmek ve yeteneğimizin, tüm eksik noktalarımızı daha iyi bir duruma getirebilmesi bize bağlı. Ben, iyi bir konuşmacıdan çok, iyi bir dinleyici olduğumu keşfettim. Bir sünger gibi tüm konuşulanları emdiğimi fark ettim. Daha sonra, bu benim özsaygımı artırdı ve artık herkesle konuşabiliyorum.Çocukken kaçımız normal birisi olmanın hayalini kuruyorduk? Pek çoğumuzun böyle hayaller kurmadığını tahmin ediyorum.Hayallerimizi gerçekleştiremediğimiz için kimi suçluyoruz? Başkalarının tercihlerinin bizim gerçeğimiz olmasına izin vermemeliyiz.Düşünme tarzımızı değiştirmek için çok geç değil.Büyürken edindiğimiz alışkanlıklar, kolayca unutulabilir. 


Çocukken sahip olduğunuz yaşama tutkusunu tekrar kazanmalısınız. Hayallerinizin peşinden koşmak için asla çok geç değildir. Bir zamanlar, hep aynı biçimde yaşayacağımı düşünürdüm, ta ki bana önem veren birisi şunları söyleyen dek, Kendine bir şans ver ve bir birey ol. Eğer arkadaşım bana güveniyorsa, peki, neden ben kendime güvenmeyeyim? Pozitif olmaya yönelik yapılan bilinçli bir çaba, pozitif hareketle sonuçlanacaktır. Bu hareketle birlikte, bir birey olmaya uzanan güven gelir, çünkü gelişiyorsanız, büyüyorsunuz demektir. Gelişmeye elinizden geldiğince devam edin. 


Yaşayacağınız özgürlük, hayatınızda yaşayacağınız hiçbir şeye benzemez. Kendine güvenli kişiler, sürekli gelişirler. Büyük şirketlerin başkanları ve önde gelen yöneticilerinin ilgilerini nasıl çekip, onlarla nasıl konuştuğum hala beni şaşırtıyor. Daha birkaç yıl önce, böyle bir şeyi yapabilecek bir durumda değildim. Herkesin eşit ve aynı olduğunu öğrendim. Hepimizin korkuları aynı. Sadece korkularımızın bizi ele geçirmesi izin vermeyelim.Yapabileceğiniz en tehlikeli şey, kendinizi geliştirmeyi bırakmaktır. Neden kendinizi geliştirmekten vazgeçiyorsunuz ki? Gökyüzüne uzanmaya devam edin, çünkü önünüzdeki tek sınır o.Sonsuza dek yaşamayacaksınız. Hayatın tadını çıkarın. Hayatı tam anlamıyla yaşayın. 
İyi yolculuklar.


 


MRT
16
HASRET KUŞANACAKSIN HER SEHER VARGİNİS’İN YAMAÇLARINA

HASRET KUŞANACAKSIN HER SEHER VARGİNİS’İN YAMAÇLARINA 

Sevdam,size mavinin kıyısındaki bahar düşsün.


Uykularıma yakışan düşlerimde, tuvallerde dünya sevdalarına uyarlanmış inanç çizgileri ve dikiz aynasında şakülü kayan portre..Yüzünün ödünç aldığı gözlerim, yıllardır deniz ülkesi işgalleri yaşıyor. Göğsümde sakladığım pelesenk yalnızlığı takatimi tüketiyor. Sen gelmiyorsun. çoğalan kederlerime devrediyor boğazımdaki hıçkırık düğümlerini. İkindi aydınlığına uzanıyor tılsımı yitik bakışlarım., yıldızları çalınan gökyüzüme bakıyorum. Yakalayamadığım yıldızlar ellerimdeki utancıma akıyor. Ve mor menekşe terkisindeki hüznüm her seher beyaz bir gül düşüyor sevginin kaybolan enkaz kalıntılarına. Hayat dediğimiz nedir ki sayılı üç nefes iki tebessüm ,bir vuslat haber verilen ateşim mevsimler artığı hıçkırıklarım içli bir şarkıya emanet.Ne zaman ikindi yağmurlarına yakalansam, isyan kokar çığlıklar, akar fırtına.,yağmur buğusu kirpiklerinde..Ne zaman ikindi yağmurlarına yakalansam,diyeti ödenen aşklar solar saçlarında,Ne zaman ikindi yağmurlarına yakalansam,hüznümü paylaştığım leylaklar solar, ne zaman ikindi yağmurlarına yakalansam,yüreğimde yitik bir havar yükselir.. Sen gittiğinde, neler götürüyorsun bende, farkında mısın.?Miadı dolmuş sevdaların, çarmıha gerildiği yerde,ırgat gülüşlerinde saklı olan, bahtımın garipliğini götürüyorsun..

Sırtımda yokluğunun rüzgarı., ufkumda göz ardı edilmeyen amellerin bilinci, isyanda gecelerim, çıplak şafaklar,nisan yağmurlarının özendiği, iç ağlamalarımı götürüyorsun. Aranan yıldızların, gözlerindeki buluntusunu götürüyorsun.. Ay ışığıyla örtülü kabuslarım, görünmüyor uykulara,kaç nefes kaldı ki sana,. kavuşmalara... Sen bende, gizemli fotoğrafındaki, üşüyen sokaklarımı götürüyorsun.. Damlayan yıldızlara saklanıyor hüznüm,yürek çeperime vuran, sarı karanfil kırıklığımı götürüyorsun..Sen, üşüyen nağmelerimdeki, dudak sıcaklığını götürüyorsun... Sen., yaşama yenilmiş kavgamdaki, sağılan umutlarımı götürüyorsun....Sen bende, sevgili kokusundan avare, sürgündeki gönlümü götürüyorsun.Hüznü yüklen bu gece, gözlerinin perde aralığı tebessümünde vurulan, gönlümü alıp, birazdan gideceğim. Bir çöl busesi konacak güvercin yalnızlığına,yaz ateşine,bir kış serinliği taşıyan mısralarla,tel örgülü duygular gelecek misafir,militan gecelerimden.Hasret kuşanacaksın her seher., duvar dibine dizilmiş ırmaklar ağlayacak...Arayanlar beni senin gözlerinde bulacaklar,adım kalacak serap kapısı dudağının eşiğinde, bir tarafı çürümüş hatıralar geçecek, kırık omuzlu bulvarlarında. Koridor seherlere sığmayan kardelen kokusu haykırışlarımı.

Sen ağırlıklı düşüncelerden beyin ahşabımın ağardığını yazmak birde vurgun yemiş gökyüzü gönlümü.El değmemiş bir kavlin çıplak şafağında, bizi bırakıp gitmeden önce, ayakta alkışlanan ıtır kokulu sevdalar taşırdık, umutlarımızı süsleyen, düşerdi tarihe şerh, saltanatlar dağılırdı günübirlik darağacı kurulurdu Piran’ın yamaçlarına...Bilemezdik, tütün tabakalarına kitlerdik kimliksizliğimize yaktığımız kılamları, efkara inat.çatardık kaşlarımızı kahpe gülüşlere, kıvamını bulmayan öfkeler kuşanırdık.Bahar kokulu yanlarınızla geçerdiniz göz mesafemizden, kalp atışlarımız hızlanırdı,ağıtlarda geçerdi isminiz tüm sokaklarımız vurulurdu.siyahın en sığ koynunda.Deniz mavisi hasretler yüklenirdik ikindi vakitleri,vurgun yemiş nevruz kırıklığında,karanfil damıtan yanılgılarımızın yanında, inadına yorgunluk giyer susardık. Siz çıra daldasın da gelirdiniz düşlerimize, biz ise ay karanlığında el sallardık ayrılığın hüznüne. Karanlığında ihtilallerimizi saklayan firari gecelerimiz vardı, bizi sana mecbur eden.Avuçlarımızdan dökülen gökkuşağı sevdanın kekiğe banıldığı yerdeyiz ,çiçek açan gönül sayfamızda;Anlımızda delikanlı övgülerin nişanesi ve gül yaprağında meltem yeli düşlerimiz.

Gözlerine asılı olan sevdamla beni hasret mahkumu , yenik düştüğüm yarınlardaki bakışlarım. Ve kalakalmışlığımın esaret prangaları yerli yerinde umutlarımın düğünü için yürek kiralıyorum.Varlığında ilkbahar çiçeklerindeki ağıdım , yokluğunda solan hasret çığlıklarım. Sevdan ağırlıklı bedenim gönüllü hamallığına namzet gözlerimden yüreğimin arasına ülkeler gibi düşen yokluğun . Her taraftan kuşatılmış , karanlığın çehresi karanfillere takılı siluetinle buluşuyor ve vizesi vuslat olan bir sevdam...Ve yüreğinin eşiğinde buse mühürlü çığlıklar.ağıt yakılası düşlerimde susma zamanı duygular hazan. Heybemde yoldaşların yarına umut tanyeri ışıklı bakışları.Sen soluk al sevda denizinden ki her cemrende bahar yaşansın..Ellerimde hasretin süzülsün yüreklere..Saklı kalsın nağmelerde hüznüm..Bekle bir darağacı düşüşü ağlayayım..Ve ben maviyi sana miras bırakayım..Gözlerinin mevsimine takılıp kaldı ömrüm.Kaç mutluluğum var ki, iz bıraktı acılarım,soldu çeyizlik nakış renklerim. Koydum barikatları gönlümün kıyısına,düşüldü kayıtlardan sevdan..Geçti ayrılığın rüzgarı, üşüdü dallarım, ağlamadım sana çıkan tüm yolları tuttum. Yağmurlar ağladı geçtiğin yerlerde, üşüdü bakışlarım eğildi bahar..,aldırmadım....Düşlere hançer oldum el etek çekilen tenhalarda, vuruldu bir resim eşgali belirsiz.., bir gül soldu dalından,yetim kaldı yanağım..

Çıkmadım yağmurlara,soldu yakamdaki mor leylaklar, kaldı ensemde yokluğunun soluğu ve düştü omuzlarıma kınından süzülen ayrılığın mahşeri. Sürgit yıllarımda kalan bir nişanla ,yokluğuna açılan seherlere sana aşina olan mevsimlere,duruşumda deli pınarlarda kuşandığım zarafet ışık saçan bir kandil içimize asılsa, gam kirpiklerinin ihanet gamzesinde varsın yitik bir enkaz olsun gönlüm.Işık demetinde oluşan gözlerinde,yaşanmadan tüketilmiş,ümit artığı hüzünler var..Saklı göz yaşlarımda sen,mor menekşe kırıklığında ben, sensizliğe açılan sevda bahçelerinde ağıtlar yakılıyor şimdi. Gönüllerde hüzün , şarkılar mahzun güllerde yas matemi vuslat düşleri yanında bir soluk Hayat avareliği bendeki,.sen uyanmadan yanağındaki gamzeye sığınan gözlerim.Ben ki sorgulanan aşk celselerinin gri pencerelerinde yitirdim seni.Varsın sesleri buruşuk hayat özlem kapılarının aralığında kalsın.Bırak mantıklı olmayı,biz seninle düşsel bir sevdada değil miyiz. 

 


MRT
16
GİDENLER YOK BU SAYFASINDA HAYATIN

GİDENLER YOK BU SAYFASINDA HAYATIN 

Yokluğunun ayazında gülüşlerini üzerime bir çarşaf misali örttüğüm gecenin en karanlık zamanında yazıyorum bu satırları sana. Yokluğuna inat varlığının huzuruyla seni" sana "yazıyorum. Satırlarımdaki umutsuz çığlıklara bakıp sana sitem ettiğimi düşünme sakın.Yokluğunu farkettiğim anda hissetim o büyük yalnızlığımı.Hayatın sıkıcılığını. Sensizlikmiş yüreğimi acıtan tek belirsizlik, seni özlemek,kalbin kalbimin yanında çarparken,ellerin avuç içlerimin teriyle ıslanırken,gideceğim dediğinde gözlerindeki hüzünlü bakışlara daha fazla dayanamayıp, telaşlı ve kaçamak cümlelerle biraz daha yanımda kalmanı sağlamak için senin de bildiğin bahanelerle seni avutmaya çalışmaktı.Hep gitmelere gidememelere mahkum senin yüreğin ve gidişlerin dönüşlerin oluyor aslında farkında mısın? Gidenler yok bu sayfasında hayatın. Çünkü gidenlerin neden gittiğini, sorunların neden olduğunu bilmiyoruz. 

Sen farkında değilsin ama yanımdasın gene de.Bir gülüş olup yanağımda,ağladığımda gözyaşımsın ve sevgilim işte kalem olup yazdığımsın.Yalnızdım.Yalnızlık zordur be.Tükenirsin,bitersin.İç çekip, hüzünlenirsin.Yalnızlık, hasrettir,özlemektir,sevmektir, acı çekmektir.Yarınımı hasretine gömdüm,eskiler yenileniyor sanki,ben sen gülerken öldüm,gülüşüm gözlerinde sanki.Savurdum rüzgarları kanatlarına,ruhum bedeninle uçuyor sanki,gökyüzü gel diye çağırıyor sanki.Tutuyordum yüreğini yangınlarda.Bir dağ yamacını çiz kalbine, ben gözlerine yaslandım dokunamazsın,beni sürgünlere gönderdiğin o karanlık gecenin güneşli sabahından beni kişiliğimle karşı karşıya getiren ve sonrada hayata karşı yenik düşen anlamsızlığının bendeki eriyip giden parçacıklarına. Gelecektin,biliyorum.Saçlarına baharları, gözlerine yıldızları doldurup dönecektin ayazların elini kolunu sallayarak gezindiği zemherilerde dudaklarının üşümüşlüğüne bir yudum alevi serebilmek için devasa yangınları sırtlamıştım yüreğimin kamburuna.Gece vardiyasından yorgun dönen yıldızların kirpiklerinde dinlendiği o meleksi yüreğini kim kıskanmamak ahmaklıktır. Biliyorum bir yağmur sonrası üzerine gökkuşağını giyinip kurak toprağıma süzüleceksin.Ah yüzündeki gülüşleri cennetin güllerine benzeyen canım göz bebeklerime göz yaşlarını ve kalbime ayrılıkları miras bıraktın.Ah gözlerindeki ışıltıyı yıldızların kıskandığı canım; yanılgılar yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun.Sensizliğin hiçbir türüne alışamadığımı bilirdin,ama yoktun. Her zamankinden daha çok yoktun ve benim sana vurulduğumda kesilmemiş cezalara karşı nasıl savunmasız olduğumu bilirdin. 


Tanımlanmamış yenilgilerimde yaşayamazdım iflasını gözlerimde.Kim bilir hangi mevsimlerde unutulmuş bir şarkıydı dudaklarını kanatan.Yanlış basan notalarda ben hiç olmadım, saklama sakın.Sen uzaklıklarda kendini arardın;benim yakınlılarımsa yalnızca sanaydı.Yanlış kurulmuş denklemlerde çözüm aramak yakışmazdı sana.Anlatmak yetmez sevdiğim;anlamak yetmez.Bir gün sensizliği sana bırakıp düşersem toprağa, korkuyla uyanacaksın gecenin bilinmez bir yerinde. Gözlerinde çiğ tanesi ıslaklıklar,buz kesecek elin,ayağın, sarsılacaksın! İçinde ağlayan çocuğa umut şarkıları söyleyemediğin,özlemini, susuzluğunu,açlığını gideremediğin zamanlar oldu mu hiç? Kanayan yarasını gördüğün ama merhem olamadığın zamanlar.Yoksun gözlerimde bu gece, karanlık ezer içimdeki türküleri. Üşüyor yüreğim, umutlarını ört üzerime. Yüreğinle sil gözlerimdeki yanan denizleri. Yoksun, gülüşlerimde bu gece yalnızlık deler içimdeki düşleri. Baharımsı gülüşlerini giydir yoksa, gözlerimden kayacak sevgine gülümseyen yıldızlarım.Yoksun, bozkırlarım yeşermiyor bu bahar. Bırak dökülsün göz yaşların tozla toprağa karışmış yüreğime.


Hüznün okyanuslarından,en tuzlusundan, en acısından, kana kana sensizliği içiyorum. Üşümesin karanlıklarda yüreğim,yüreğindeki en sıcak yere göm beni.Şimdi senden uzak, uykusuzlukların girdabında sürükleniyorum. Sen uzaklardan beni yaşarken ve ben uzaklardayken;Aslında ne kadar yakınız.Ve yüreğimin canı,o denizde seninle, sessizlikte.Sen giderken ardında bir dağbaşı yalnızlığı bıraktın bana. Bir çöl ıssızlığı, yokluğun kimsesizliğim oldu, yokluğun kederim,söyle şimdi ben nereye giderim. Kar içinde bedenim, buza döndü dünya. Sen gittin kar yağıyor bu kente!Gökyüzü yere dökülüyor sanki, bembeyaz bir gülücükle,nazla. Rüzgarlar savurdu,ulaşamayacağımız yüksek dağlara yağdı.Kar yağıyor Ardahan'a,üşüyorum!Ve sen yoksun! Kar yağıyor!Giderken ardından son bir çığlığımı ekleyebilmiştim sadece.Ne zaman seni düşünsem şiirler dökülüyor kar gibi kaldırımlara, şarkılar ağlıyor yokluğuna.Uzak dağ başlarının serin seherlerinde gökyüzünü süsleyen gözlerini aradım kaç kez.Gel ki,uzak dağ yollarında küçük bir su olup, sevgi pınarı gönlüne akayım, Ürkek ceylanlar gibi sokulayım yanına. Gel koru beni zamanın zulmünden, merhametinin gölgesine al kucakla beni şefkatinle,yüreğime bıraktığın o kutsal ışık için,sevgi için kucakla yüreğim sensiz dağ başı ıssızlığı,yüreğim sensiz en karanlık gece. Sana doğru kayıyor gönlümün bütün yıldızları,sana doğru akıyor gönlümün ırmakları. 

Hani diyorum bir gece hasretini yüklenerek çıkıp gelsen, ısınsa üşüyen duygularım.Ey öksüzlere yüreğinden merhamet pınarları akıtan sevgili!Gel tut ellerimi,beni sensiz bırakma.Yavaş ve soğuk bir gözyaşı gibi,sessizce düşermisin yanaklarımdan.Sen; içinde baharı gizleyen kışımsın benim. Ve biliyorum,o baharın güneşinde tenim esmer olmayacak hiç.Bana susmak düşecek,payıma kilitlenmiş bir yürek kalacak.Düşüme düşüşün zamandan değil,düşlerin gafı.Ben yaşanmış bir sevgide eski yaralarıma yanıyorum,sen yaralarına benden sevda sürüyorsun.Ben seninle, aynı coğrafyada yaşayabilme ihtimalinden huzur buluyordum.Şimdi,bilinci küflerinden kurtulmuş bir yürekle,çok daha uzun olacak bir sevginin ömrünü anlatıyorum, sana dair yazılanlarda.Şimdi,bir sayfa dolusu cümlelerle; bir imkansızlığın mucizeye dönüşünü anlatıyorum.Şimdi ben,dağıldıkça kurulan yeni düşlerde sana bakıyorum.Yine terk edildik baharlar gelmeden.Yine bize ağıtlar kaldı terk edilenden.Yetim çocukların düşlerine gidelim.Hadi gidelim artık güneş doğmadan.Gidelim kalbim, uçsuz bucaksız ummanlara.Yanıldık be yüreğim, dağ gibi yüreğimizle yıkıldık be yaralı kalbim. Hadi hazanlar vurmadan gözlerimize. Bu can hasretlikte közlenmeden,bir daha dönmemek üzere karlı yamaçlara,küskün baharlara gidelim.Gidiyorsun,giderken,yıldızlar düşüyor saçlarına.Durduramıyorum akışını.Yıkıp geçiyorsun yüreğimi.Ve yağmura susayan toprak,yalnızlığımı içiyor tozlu dudaklarıyla. 

Gidiyorsun,umutlarım tozlu raflara kaldırılıyor.Düşleri çalınmış bir yürek gibi ağlıyorum.Gitme desem de gideceksin.Hadi vur yüreğime göz yaşlarınla.Yüreğimden gitmeden hadi vur yalnızlığını.Her gece anılarınla yakarım sensizlikte üşüyen yüreğimi.Hadi, durma ayazlarda.Gidişinle yüreğimi yakmışken,acılarınla inatlaşan bedenimi yalnızlığınla yıkmışken.Durma,üşüyorum içten içe.Gidişinle ört sessizliğimi.Durma,koş yıldızsız gecelere.Ölmemi bekleme sensizlikte. Yıldızlar şahidimdir.Gidenler yok bu sayfasında hayatın.


MRT
16
GELİNCİKLER YAĞACAK SAÇLARINA

GELİNCİKLER YAĞACAK SAÇLARINA 

Yıldızsız gecelerine.Gözlerimle usulca serileceğim.Baharların en güzel çiçekleriyle. Dolduracağım yamalı heybeni.Sen ağlama diye , gelincikler yağacak saçlarına.Hasretine güneş bile ağladığında,kurak yıldızlar eğilip yüreğimdeki kelimeleri usulca fısıldayacak kulağına. Yağmurlar dile gelip.Satır satır ,hece hece ,sevdamı haykıracak karlı dağlarına.Suskunuz hem de çığlık çığlığa bir suskunluk .Konuşmaya çalıştığımız şeylerin bizi alıştığımız yalnızlığımızdan uzaklaştırması aslında korktuğumuz, bizi tereddütte düşüren,kaybetmekten korkacağımız. Bize ait bir şey oluşturma kaygısı içimden çığlık atarak susuyorum sana susuyorum demiştim ya yüreğim susmayı öğreniyor. Sevdiğini anladığında içinde duyduğun çığlığın yankısı hiç bitmiyor bedenim, ayrılsa da ruhumdan.Ben hiç ölmeyeceğim varlığında.Uzaklardan her gece,Yıldızları taç yapıp geleceğim.Kirpiklerin bir an evvel kurusun diye gözlerinin neminde yakacağım yüreğimi.Umut kokan yüreğimi dokunamayacaksın. 


Sana gülümsüyor olacağız yıldızların arasından. Dilimde bestelenmiş türküydü saçların. Ve hep umut kokardı avuçların.Ve şimdi ağlama zamanı değil , gülümse ne olur.Bir avuç gülüşünle ısınırım ben. Karanlık düşerse de yüreğime gözlerinde hiç ölmedim ki.Yürek mürekkebiyle yazılmış onca karalamaya inat seni yaşıyorum satırlarımda.İmkansızlığın içinde, yokluğun acı nefesinde " aşkı " soluyan iki yürek. Güneşi bekleyen kuru yaprak gibi akşam kızıllığında seni bekliyorum. Bırak bu dünya bize hasret borcu olsun.Bak Ardahan'a yağmur yüklü bulutlar konuk olduğunda ben seni ararım her damlasında. Kana kana yüreğinin deryalarındaki nefesi içtim her defasında. Baktığım her noktada gözlerinin derinliğindeki umudu sevdim.Engin denizlerin içinde sakladığı berraklık kadar yalındır bakışların .Seni sevmek böyle duru böyle yalın bir aşk. Rüzgarın keman çaldığı ve yıldızların nağmelerle bestelere gebe oldugu vakitlerde hep seni düşledim.Vurgun yedim sevdanın kollarında,Yüreğimden başla hayata direnişe,Ve bak gökyüzüme,Ben sen olurum, gözlerin,ellerin,yüreğin kalırım yaşadığın zamana, ben hamal değilim ki; hep kahrını taşıyım ömrün; Alın atık üzerimden hayata dair ne varsa. Alın sevdaya dair acıları, paylaşın aranızda. 


Gittiğini sandığın sen, giderken bende kalanlarını, yani seni, yani aşkı, yani bizi alamayacaksın benden.Biliyor musun, acı olan asla gidişin değil hayalin bir bıçak gibi yüreğime saplanıyor.Kan içindeyim sonra,vurulmuşum hasretinden kahrolası zamana. Bir insan hangi limana ulaşmak istediğini biliyorsa, onun için her rüzgar uygundur.Bense susuyorum;Çöl gibi!.Göl gibi bakıyordum halbuki.Bana veda ederken, ve dökülürken yağmur gibi, yüzüme; Kelimelerin!.Ben,susmuyorum aslında. Susmuyorum ki susmalarım; delirmiş çığlıklardır içimde, çıkacak yol bulamayan!. Çıldırmış atların nallarıyla tepilmede; yandıkça duvarlarım!.Ben; susuyorum, elbette.Hem de bir çöl gibi! Ve bilerek şunu, ve anlayarak: Bir çölün, susuz olduğu için sızlamaz içi.Her çöl, bir gün suyla tanıştığı için böyle yanar, kavrulur!."Beni gör, senin için başladığım ilk yer burası olabilir. Varlığımı işaretle,sana nasıl bakıp nerenle göreceğine dair bir işaret gönderiyorum. Onun için önce gözlerimin içine bak. Orada senin için, hem yola dair izler var ve hem de içime dair yollar."Beni gör; İçine akmam lazım. Dünyayı seninle birlikte senin içinden görmem, seninle birlikte yeniden başlayabilmem, içime ilmeklenmiş bu eskiden emanet masumsuzluk hissini seninle yenmem, yüzümün kirlerini ellerinle savuşturabilmem lazım. 


Beni tutarken düşmeden durabilmen, çelmelerime rağmen bana inanman lazım. Beni duy; Nefesim eksilmeden sana sesimi duyurmam lazım. Yüzümü kaç kez izledin şu aynadaki gölge oyunlarında,kaç kez yalanladım ben geçmişlerimi, kaç kez kucaklayıp öptüm kendimi. Ben her sensizliğimde sendeleyişimde, çocukluğumun kaldırımlarında, düşmemeye hevesli denge oyunlarında oynarken buldum kendimi. Kum saati bu seferlik sözlere kanıp durabilir mi ya da büyüdümse şimdi yıldızları eteğime düşürebilir miyim ki? Bugün sesini duydum o kadar mutlu oldum ki halbuki seni düşünmemeye direnmiştim, uzun saatler direnmiştim Bir işe yaramadı. Biliyor musun fırtınalar kopuyor içimde yağmurlar yağıyor, üşüyorum. Teninde ısınacağımı biliyorum ve dayanıyorum..Ama bil ki düşler katık olmuyor yüreğime.Özledim seni deli kız.Sevdalı bir arayışla bakıyorum gökyüzüne, yıldızlarımıza Bir çığ gibi yüreğimde büyüyorsun özleminde yüreğime sessizce girişindeki güzelliği,dudağıma verdiğin dudaklarını,sevdaya açtırdığın çiçeği özlemez miyim ? Beni, ben gibi özleye biliyor musun deli mavim? Sen benim gerçeğimsin. Can yoldaşımsın. Çıkacağım tüm yollarda uğurlayanım, dönüşümde karşılayanım olacak kadınımsın. Aşkın soluğu yalnız alınmıyor sevgili. Bizim müziğimiz bitti sevgilim. Gecikmiş adımlarını yüreğime atma. 


Şimdi sen gidiyorsun,şimdi gidiyorsun git. Sana kocaman bir deniz sunmak için şimdi gidiyorsun git.Bir insan bu kadar eksilebilir mi ? İşin kolayına kaçmadım.ben bir bakışına bin anlam yükledim. Sen aşka kestirmeden gittin.Bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma şimdi gidiyorsun git.Bütün ışıklarımı söndürüyorsun, cehennem cinayetlerini işliyorsun sonra bunlara intihar süsü veriyorsun yazıklar olsun .Hoyrat bir rüzgar gibi geldin aklımı ve hayatımı dağıttın şimdi gidiyorsun git. Yağmur yağıyor. Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi özlemek çok fena. Anlamak seni; daha da fena Ne zaman eskiyor sevgiler? Ödenen bedellerin acısı geçince mi? İşte böyle, kalbimde bir acı. Şarkılar seni söyler.Çünkü sen umuda kokuyordun. Katrana kesmiş gecelerin kayıp zamanlarında, yolunu şaşırmış bir minik yıldızı arar gibi gözlerinde ışık aradığımı.Ve hiç fark etmedin belki;Umuda koktuğunu .Umut yeni doğmadı ki aslında; Ümitlerim hep vardı. Sen, bana; okunmamış bütün şarkıların bir gün okunacağını hissettirdin.Sen bana anlatılmamış bütün masalların anlatılacağını. Yazılmamış bütün şiirlerin yazılacağını.Söylenmemiş bütün ninnilerin bir gün söyleneceğini hissettirdin.Çünkü sen umuda kokuyordun. Olarak sevgini ekiyorum bütün saksılara. 


Bahçelerim sen kokuyor!.Ve hayalin hep "umuda" kokuyor. Seni düşündüm yine. Sabaha karşı oluyor, dışarıya bakıyorum. Güneş tüm güzelliğiyle güne "merhaba" diyor. Hani ufukta, bazen çok güzel senin çok beğendiğin bir ada yada bir dağ görürsün. Tutamadığın her yağmur damlası kadar seviyorum seni. Martının kanat çırpışı gibi seviyorum. Senin gibi seviyorum seni. Özlemim epey fazla ölçemiyorum.Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine,ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim. Sen yoktun Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında senin adini aradım. Sen yoktun karanlığa haykırdım hasretimi,yüreğimin deli bir çağlayana donen atışlarıyla . Her yağmurla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine. Bulutlar yalnızlığın işaretiydi benim için. Beni ıslatan yağmur Olmadı. Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim. Hayat merhaba dedi bahara çiçek çiçek. Göçmen kuşların donuşunu gördüm. Sen yoktun,senden bir iz aradım. Sen yoktun... Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım. Kıyılarda tükettim bekleyişlerimi. Kimselere söyleyemedim acılarımı. Bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım. Nice fırtınalar koptu yüreğimde. Dalgalar dövdü hayallerimi.

Sığınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım. Her gece yıldızlar birer birer duştu sokaklara. İçim acıyor, geçer elbet, geçer de, anlamsız bir yer de, unuttuğumu sandığım bir yer de , yeniden sızlar, ama varsın sızlasın, sızlamadı mı; kocaman sevilmiyor ki. Ne yapacağını bilememek ne kadar kötü bir durum Beyaz bir ışık arıyorsun bazen, görüyorsun.Siyahın yoğunlu eritiyor ışığı yine kör oluyorsun ma bu gece Vazgeçiyorum Senden.Bazen ne kadar genç olursanız olun yorgun ve yaşlı bakıyorsunuz ve tek bir söz kalıyor geriye vazgeçmek benim sözlüğümde platonik aşkın karşılığı seni sevmek, seni sevmenin karşılığı ise yalnızlık ve acı çekmekti. 


Kurulmuş güzel cümlelerin hepsinin içinde adın geçerdi Özne olurdun,nesne olurdun,yüklem olurdun.Cümlenin her hali yakışırdı sana ve adına.Benim sana eşlik ettiğim cümlelerse nedense hep devrik olurdu.Ama ben en çok ikimizin ortak kurduğu o devrik cümleleri severdim.Artık anladım ki seni görememek daha zormuş be sevgili! Şimdi her insanın yüzünde seni arıyorum ve herkesi, her şeyi bir parça sana benzetiyorum.Dönüşü yok artık bu yolculuğumun.Biliyorum ki,Ben hep mutsuzluğa mahkum,ben hep yalnızlığa mahkum,ben hep özlemlere mahkum.Ve müebbet sensizlikle yaşayacağım Üşüdükçe, uzuyor gece.Sis çöküyor içime!.Uzadıkça, üzüyor gece!..Mevsimler, dökülüyor kurşun rengi ağaçlardan; kavruk sarı!Böceklere terkedilmiş yuvalar gibi, şimdi bomboş avuçlarım. Korkuyorum; İçime bakmaktan!Sen olsaydın, ne koyardın yokluğunun adını?..Üşüdükçe, uzuyor gece.Üzüyor üşüdükçe ve içimi sis bastıkça, hatırlıyorum; sen ve ben "bir" olurduk .Ben, üşüyorum; şöminede kül gibi.Adı var da her şeyin; ne deniyor olmadığın mevsime?. Bilmiyorum.Yokluğundan daha soğuk bir mevsimi tanımadım ki.Bilmiyorum sensizlikten daha soğuk bir mevsim.Aşk üstüne gülümsemeler. 


Anasayfa Birgo Nedir? Nasıl Birgo'larım? Kullanıcı Sözleşmesi Blog Yardım Bize Ulaşın