Birgo

MRT
16
HASRET KUŞANACAKSIN HER SEHER VARGİNİS’İN YAMAÇLARINA

HASRET KUŞANACAKSIN HER SEHER VARGİNİS’İN YAMAÇLARINA 

Sevdam,size mavinin kıyısındaki bahar düşsün.


Uykularıma yakışan düşlerimde, tuvallerde dünya sevdalarına uyarlanmış inanç çizgileri ve dikiz aynasında şakülü kayan portre..Yüzünün ödünç aldığı gözlerim, yıllardır deniz ülkesi işgalleri yaşıyor. Göğsümde sakladığım pelesenk yalnızlığı takatimi tüketiyor. Sen gelmiyorsun. çoğalan kederlerime devrediyor boğazımdaki hıçkırık düğümlerini. İkindi aydınlığına uzanıyor tılsımı yitik bakışlarım., yıldızları çalınan gökyüzüme bakıyorum. Yakalayamadığım yıldızlar ellerimdeki utancıma akıyor. Ve mor menekşe terkisindeki hüznüm her seher beyaz bir gül düşüyor sevginin kaybolan enkaz kalıntılarına. Hayat dediğimiz nedir ki sayılı üç nefes iki tebessüm ,bir vuslat haber verilen ateşim mevsimler artığı hıçkırıklarım içli bir şarkıya emanet.Ne zaman ikindi yağmurlarına yakalansam, isyan kokar çığlıklar, akar fırtına.,yağmur buğusu kirpiklerinde..Ne zaman ikindi yağmurlarına yakalansam,diyeti ödenen aşklar solar saçlarında,Ne zaman ikindi yağmurlarına yakalansam,hüznümü paylaştığım leylaklar solar, ne zaman ikindi yağmurlarına yakalansam,yüreğimde yitik bir havar yükselir.. Sen gittiğinde, neler götürüyorsun bende, farkında mısın.?Miadı dolmuş sevdaların, çarmıha gerildiği yerde,ırgat gülüşlerinde saklı olan, bahtımın garipliğini götürüyorsun..

Sırtımda yokluğunun rüzgarı., ufkumda göz ardı edilmeyen amellerin bilinci, isyanda gecelerim, çıplak şafaklar,nisan yağmurlarının özendiği, iç ağlamalarımı götürüyorsun. Aranan yıldızların, gözlerindeki buluntusunu götürüyorsun.. Ay ışığıyla örtülü kabuslarım, görünmüyor uykulara,kaç nefes kaldı ki sana,. kavuşmalara... Sen bende, gizemli fotoğrafındaki, üşüyen sokaklarımı götürüyorsun.. Damlayan yıldızlara saklanıyor hüznüm,yürek çeperime vuran, sarı karanfil kırıklığımı götürüyorsun..Sen, üşüyen nağmelerimdeki, dudak sıcaklığını götürüyorsun... Sen., yaşama yenilmiş kavgamdaki, sağılan umutlarımı götürüyorsun....Sen bende, sevgili kokusundan avare, sürgündeki gönlümü götürüyorsun.Hüznü yüklen bu gece, gözlerinin perde aralığı tebessümünde vurulan, gönlümü alıp, birazdan gideceğim. Bir çöl busesi konacak güvercin yalnızlığına,yaz ateşine,bir kış serinliği taşıyan mısralarla,tel örgülü duygular gelecek misafir,militan gecelerimden.Hasret kuşanacaksın her seher., duvar dibine dizilmiş ırmaklar ağlayacak...Arayanlar beni senin gözlerinde bulacaklar,adım kalacak serap kapısı dudağının eşiğinde, bir tarafı çürümüş hatıralar geçecek, kırık omuzlu bulvarlarında. Koridor seherlere sığmayan kardelen kokusu haykırışlarımı.

Sen ağırlıklı düşüncelerden beyin ahşabımın ağardığını yazmak birde vurgun yemiş gökyüzü gönlümü.El değmemiş bir kavlin çıplak şafağında, bizi bırakıp gitmeden önce, ayakta alkışlanan ıtır kokulu sevdalar taşırdık, umutlarımızı süsleyen, düşerdi tarihe şerh, saltanatlar dağılırdı günübirlik darağacı kurulurdu Piran’ın yamaçlarına...Bilemezdik, tütün tabakalarına kitlerdik kimliksizliğimize yaktığımız kılamları, efkara inat.çatardık kaşlarımızı kahpe gülüşlere, kıvamını bulmayan öfkeler kuşanırdık.Bahar kokulu yanlarınızla geçerdiniz göz mesafemizden, kalp atışlarımız hızlanırdı,ağıtlarda geçerdi isminiz tüm sokaklarımız vurulurdu.siyahın en sığ koynunda.Deniz mavisi hasretler yüklenirdik ikindi vakitleri,vurgun yemiş nevruz kırıklığında,karanfil damıtan yanılgılarımızın yanında, inadına yorgunluk giyer susardık. Siz çıra daldasın da gelirdiniz düşlerimize, biz ise ay karanlığında el sallardık ayrılığın hüznüne. Karanlığında ihtilallerimizi saklayan firari gecelerimiz vardı, bizi sana mecbur eden.Avuçlarımızdan dökülen gökkuşağı sevdanın kekiğe banıldığı yerdeyiz ,çiçek açan gönül sayfamızda;Anlımızda delikanlı övgülerin nişanesi ve gül yaprağında meltem yeli düşlerimiz.

Gözlerine asılı olan sevdamla beni hasret mahkumu , yenik düştüğüm yarınlardaki bakışlarım. Ve kalakalmışlığımın esaret prangaları yerli yerinde umutlarımın düğünü için yürek kiralıyorum.Varlığında ilkbahar çiçeklerindeki ağıdım , yokluğunda solan hasret çığlıklarım. Sevdan ağırlıklı bedenim gönüllü hamallığına namzet gözlerimden yüreğimin arasına ülkeler gibi düşen yokluğun . Her taraftan kuşatılmış , karanlığın çehresi karanfillere takılı siluetinle buluşuyor ve vizesi vuslat olan bir sevdam...Ve yüreğinin eşiğinde buse mühürlü çığlıklar.ağıt yakılası düşlerimde susma zamanı duygular hazan. Heybemde yoldaşların yarına umut tanyeri ışıklı bakışları.Sen soluk al sevda denizinden ki her cemrende bahar yaşansın..Ellerimde hasretin süzülsün yüreklere..Saklı kalsın nağmelerde hüznüm..Bekle bir darağacı düşüşü ağlayayım..Ve ben maviyi sana miras bırakayım..Gözlerinin mevsimine takılıp kaldı ömrüm.Kaç mutluluğum var ki, iz bıraktı acılarım,soldu çeyizlik nakış renklerim. Koydum barikatları gönlümün kıyısına,düşüldü kayıtlardan sevdan..Geçti ayrılığın rüzgarı, üşüdü dallarım, ağlamadım sana çıkan tüm yolları tuttum. Yağmurlar ağladı geçtiğin yerlerde, üşüdü bakışlarım eğildi bahar..,aldırmadım....Düşlere hançer oldum el etek çekilen tenhalarda, vuruldu bir resim eşgali belirsiz.., bir gül soldu dalından,yetim kaldı yanağım..

Çıkmadım yağmurlara,soldu yakamdaki mor leylaklar, kaldı ensemde yokluğunun soluğu ve düştü omuzlarıma kınından süzülen ayrılığın mahşeri. Sürgit yıllarımda kalan bir nişanla ,yokluğuna açılan seherlere sana aşina olan mevsimlere,duruşumda deli pınarlarda kuşandığım zarafet ışık saçan bir kandil içimize asılsa, gam kirpiklerinin ihanet gamzesinde varsın yitik bir enkaz olsun gönlüm.Işık demetinde oluşan gözlerinde,yaşanmadan tüketilmiş,ümit artığı hüzünler var..Saklı göz yaşlarımda sen,mor menekşe kırıklığında ben, sensizliğe açılan sevda bahçelerinde ağıtlar yakılıyor şimdi. Gönüllerde hüzün , şarkılar mahzun güllerde yas matemi vuslat düşleri yanında bir soluk Hayat avareliği bendeki,.sen uyanmadan yanağındaki gamzeye sığınan gözlerim.Ben ki sorgulanan aşk celselerinin gri pencerelerinde yitirdim seni.Varsın sesleri buruşuk hayat özlem kapılarının aralığında kalsın.Bırak mantıklı olmayı,biz seninle düşsel bir sevdada değil miyiz. 

 


MRT
16
GİDENLER YOK BU SAYFASINDA HAYATIN

GİDENLER YOK BU SAYFASINDA HAYATIN 

Yokluğunun ayazında gülüşlerini üzerime bir çarşaf misali örttüğüm gecenin en karanlık zamanında yazıyorum bu satırları sana. Yokluğuna inat varlığının huzuruyla seni" sana "yazıyorum. Satırlarımdaki umutsuz çığlıklara bakıp sana sitem ettiğimi düşünme sakın.Yokluğunu farkettiğim anda hissetim o büyük yalnızlığımı.Hayatın sıkıcılığını. Sensizlikmiş yüreğimi acıtan tek belirsizlik, seni özlemek,kalbin kalbimin yanında çarparken,ellerin avuç içlerimin teriyle ıslanırken,gideceğim dediğinde gözlerindeki hüzünlü bakışlara daha fazla dayanamayıp, telaşlı ve kaçamak cümlelerle biraz daha yanımda kalmanı sağlamak için senin de bildiğin bahanelerle seni avutmaya çalışmaktı.Hep gitmelere gidememelere mahkum senin yüreğin ve gidişlerin dönüşlerin oluyor aslında farkında mısın? Gidenler yok bu sayfasında hayatın. Çünkü gidenlerin neden gittiğini, sorunların neden olduğunu bilmiyoruz. 

Sen farkında değilsin ama yanımdasın gene de.Bir gülüş olup yanağımda,ağladığımda gözyaşımsın ve sevgilim işte kalem olup yazdığımsın.Yalnızdım.Yalnızlık zordur be.Tükenirsin,bitersin.İç çekip, hüzünlenirsin.Yalnızlık, hasrettir,özlemektir,sevmektir, acı çekmektir.Yarınımı hasretine gömdüm,eskiler yenileniyor sanki,ben sen gülerken öldüm,gülüşüm gözlerinde sanki.Savurdum rüzgarları kanatlarına,ruhum bedeninle uçuyor sanki,gökyüzü gel diye çağırıyor sanki.Tutuyordum yüreğini yangınlarda.Bir dağ yamacını çiz kalbine, ben gözlerine yaslandım dokunamazsın,beni sürgünlere gönderdiğin o karanlık gecenin güneşli sabahından beni kişiliğimle karşı karşıya getiren ve sonrada hayata karşı yenik düşen anlamsızlığının bendeki eriyip giden parçacıklarına. Gelecektin,biliyorum.Saçlarına baharları, gözlerine yıldızları doldurup dönecektin ayazların elini kolunu sallayarak gezindiği zemherilerde dudaklarının üşümüşlüğüne bir yudum alevi serebilmek için devasa yangınları sırtlamıştım yüreğimin kamburuna.Gece vardiyasından yorgun dönen yıldızların kirpiklerinde dinlendiği o meleksi yüreğini kim kıskanmamak ahmaklıktır. Biliyorum bir yağmur sonrası üzerine gökkuşağını giyinip kurak toprağıma süzüleceksin.Ah yüzündeki gülüşleri cennetin güllerine benzeyen canım göz bebeklerime göz yaşlarını ve kalbime ayrılıkları miras bıraktın.Ah gözlerindeki ışıltıyı yıldızların kıskandığı canım; yanılgılar yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun.Sensizliğin hiçbir türüne alışamadığımı bilirdin,ama yoktun. Her zamankinden daha çok yoktun ve benim sana vurulduğumda kesilmemiş cezalara karşı nasıl savunmasız olduğumu bilirdin. 


Tanımlanmamış yenilgilerimde yaşayamazdım iflasını gözlerimde.Kim bilir hangi mevsimlerde unutulmuş bir şarkıydı dudaklarını kanatan.Yanlış basan notalarda ben hiç olmadım, saklama sakın.Sen uzaklıklarda kendini arardın;benim yakınlılarımsa yalnızca sanaydı.Yanlış kurulmuş denklemlerde çözüm aramak yakışmazdı sana.Anlatmak yetmez sevdiğim;anlamak yetmez.Bir gün sensizliği sana bırakıp düşersem toprağa, korkuyla uyanacaksın gecenin bilinmez bir yerinde. Gözlerinde çiğ tanesi ıslaklıklar,buz kesecek elin,ayağın, sarsılacaksın! İçinde ağlayan çocuğa umut şarkıları söyleyemediğin,özlemini, susuzluğunu,açlığını gideremediğin zamanlar oldu mu hiç? Kanayan yarasını gördüğün ama merhem olamadığın zamanlar.Yoksun gözlerimde bu gece, karanlık ezer içimdeki türküleri. Üşüyor yüreğim, umutlarını ört üzerime. Yüreğinle sil gözlerimdeki yanan denizleri. Yoksun, gülüşlerimde bu gece yalnızlık deler içimdeki düşleri. Baharımsı gülüşlerini giydir yoksa, gözlerimden kayacak sevgine gülümseyen yıldızlarım.Yoksun, bozkırlarım yeşermiyor bu bahar. Bırak dökülsün göz yaşların tozla toprağa karışmış yüreğime.


Hüznün okyanuslarından,en tuzlusundan, en acısından, kana kana sensizliği içiyorum. Üşümesin karanlıklarda yüreğim,yüreğindeki en sıcak yere göm beni.Şimdi senden uzak, uykusuzlukların girdabında sürükleniyorum. Sen uzaklardan beni yaşarken ve ben uzaklardayken;Aslında ne kadar yakınız.Ve yüreğimin canı,o denizde seninle, sessizlikte.Sen giderken ardında bir dağbaşı yalnızlığı bıraktın bana. Bir çöl ıssızlığı, yokluğun kimsesizliğim oldu, yokluğun kederim,söyle şimdi ben nereye giderim. Kar içinde bedenim, buza döndü dünya. Sen gittin kar yağıyor bu kente!Gökyüzü yere dökülüyor sanki, bembeyaz bir gülücükle,nazla. Rüzgarlar savurdu,ulaşamayacağımız yüksek dağlara yağdı.Kar yağıyor Ardahan'a,üşüyorum!Ve sen yoksun! Kar yağıyor!Giderken ardından son bir çığlığımı ekleyebilmiştim sadece.Ne zaman seni düşünsem şiirler dökülüyor kar gibi kaldırımlara, şarkılar ağlıyor yokluğuna.Uzak dağ başlarının serin seherlerinde gökyüzünü süsleyen gözlerini aradım kaç kez.Gel ki,uzak dağ yollarında küçük bir su olup, sevgi pınarı gönlüne akayım, Ürkek ceylanlar gibi sokulayım yanına. Gel koru beni zamanın zulmünden, merhametinin gölgesine al kucakla beni şefkatinle,yüreğime bıraktığın o kutsal ışık için,sevgi için kucakla yüreğim sensiz dağ başı ıssızlığı,yüreğim sensiz en karanlık gece. Sana doğru kayıyor gönlümün bütün yıldızları,sana doğru akıyor gönlümün ırmakları. 

Hani diyorum bir gece hasretini yüklenerek çıkıp gelsen, ısınsa üşüyen duygularım.Ey öksüzlere yüreğinden merhamet pınarları akıtan sevgili!Gel tut ellerimi,beni sensiz bırakma.Yavaş ve soğuk bir gözyaşı gibi,sessizce düşermisin yanaklarımdan.Sen; içinde baharı gizleyen kışımsın benim. Ve biliyorum,o baharın güneşinde tenim esmer olmayacak hiç.Bana susmak düşecek,payıma kilitlenmiş bir yürek kalacak.Düşüme düşüşün zamandan değil,düşlerin gafı.Ben yaşanmış bir sevgide eski yaralarıma yanıyorum,sen yaralarına benden sevda sürüyorsun.Ben seninle, aynı coğrafyada yaşayabilme ihtimalinden huzur buluyordum.Şimdi,bilinci küflerinden kurtulmuş bir yürekle,çok daha uzun olacak bir sevginin ömrünü anlatıyorum, sana dair yazılanlarda.Şimdi,bir sayfa dolusu cümlelerle; bir imkansızlığın mucizeye dönüşünü anlatıyorum.Şimdi ben,dağıldıkça kurulan yeni düşlerde sana bakıyorum.Yine terk edildik baharlar gelmeden.Yine bize ağıtlar kaldı terk edilenden.Yetim çocukların düşlerine gidelim.Hadi gidelim artık güneş doğmadan.Gidelim kalbim, uçsuz bucaksız ummanlara.Yanıldık be yüreğim, dağ gibi yüreğimizle yıkıldık be yaralı kalbim. Hadi hazanlar vurmadan gözlerimize. Bu can hasretlikte közlenmeden,bir daha dönmemek üzere karlı yamaçlara,küskün baharlara gidelim.Gidiyorsun,giderken,yıldızlar düşüyor saçlarına.Durduramıyorum akışını.Yıkıp geçiyorsun yüreğimi.Ve yağmura susayan toprak,yalnızlığımı içiyor tozlu dudaklarıyla. 

Gidiyorsun,umutlarım tozlu raflara kaldırılıyor.Düşleri çalınmış bir yürek gibi ağlıyorum.Gitme desem de gideceksin.Hadi vur yüreğime göz yaşlarınla.Yüreğimden gitmeden hadi vur yalnızlığını.Her gece anılarınla yakarım sensizlikte üşüyen yüreğimi.Hadi, durma ayazlarda.Gidişinle yüreğimi yakmışken,acılarınla inatlaşan bedenimi yalnızlığınla yıkmışken.Durma,üşüyorum içten içe.Gidişinle ört sessizliğimi.Durma,koş yıldızsız gecelere.Ölmemi bekleme sensizlikte. Yıldızlar şahidimdir.Gidenler yok bu sayfasında hayatın.


MRT
16
GELİNCİKLER YAĞACAK SAÇLARINA

GELİNCİKLER YAĞACAK SAÇLARINA 

Yıldızsız gecelerine.Gözlerimle usulca serileceğim.Baharların en güzel çiçekleriyle. Dolduracağım yamalı heybeni.Sen ağlama diye , gelincikler yağacak saçlarına.Hasretine güneş bile ağladığında,kurak yıldızlar eğilip yüreğimdeki kelimeleri usulca fısıldayacak kulağına. Yağmurlar dile gelip.Satır satır ,hece hece ,sevdamı haykıracak karlı dağlarına.Suskunuz hem de çığlık çığlığa bir suskunluk .Konuşmaya çalıştığımız şeylerin bizi alıştığımız yalnızlığımızdan uzaklaştırması aslında korktuğumuz, bizi tereddütte düşüren,kaybetmekten korkacağımız. Bize ait bir şey oluşturma kaygısı içimden çığlık atarak susuyorum sana susuyorum demiştim ya yüreğim susmayı öğreniyor. Sevdiğini anladığında içinde duyduğun çığlığın yankısı hiç bitmiyor bedenim, ayrılsa da ruhumdan.Ben hiç ölmeyeceğim varlığında.Uzaklardan her gece,Yıldızları taç yapıp geleceğim.Kirpiklerin bir an evvel kurusun diye gözlerinin neminde yakacağım yüreğimi.Umut kokan yüreğimi dokunamayacaksın. 


Sana gülümsüyor olacağız yıldızların arasından. Dilimde bestelenmiş türküydü saçların. Ve hep umut kokardı avuçların.Ve şimdi ağlama zamanı değil , gülümse ne olur.Bir avuç gülüşünle ısınırım ben. Karanlık düşerse de yüreğime gözlerinde hiç ölmedim ki.Yürek mürekkebiyle yazılmış onca karalamaya inat seni yaşıyorum satırlarımda.İmkansızlığın içinde, yokluğun acı nefesinde " aşkı " soluyan iki yürek. Güneşi bekleyen kuru yaprak gibi akşam kızıllığında seni bekliyorum. Bırak bu dünya bize hasret borcu olsun.Bak Ardahan'a yağmur yüklü bulutlar konuk olduğunda ben seni ararım her damlasında. Kana kana yüreğinin deryalarındaki nefesi içtim her defasında. Baktığım her noktada gözlerinin derinliğindeki umudu sevdim.Engin denizlerin içinde sakladığı berraklık kadar yalındır bakışların .Seni sevmek böyle duru böyle yalın bir aşk. Rüzgarın keman çaldığı ve yıldızların nağmelerle bestelere gebe oldugu vakitlerde hep seni düşledim.Vurgun yedim sevdanın kollarında,Yüreğimden başla hayata direnişe,Ve bak gökyüzüme,Ben sen olurum, gözlerin,ellerin,yüreğin kalırım yaşadığın zamana, ben hamal değilim ki; hep kahrını taşıyım ömrün; Alın atık üzerimden hayata dair ne varsa. Alın sevdaya dair acıları, paylaşın aranızda. 


Gittiğini sandığın sen, giderken bende kalanlarını, yani seni, yani aşkı, yani bizi alamayacaksın benden.Biliyor musun, acı olan asla gidişin değil hayalin bir bıçak gibi yüreğime saplanıyor.Kan içindeyim sonra,vurulmuşum hasretinden kahrolası zamana. Bir insan hangi limana ulaşmak istediğini biliyorsa, onun için her rüzgar uygundur.Bense susuyorum;Çöl gibi!.Göl gibi bakıyordum halbuki.Bana veda ederken, ve dökülürken yağmur gibi, yüzüme; Kelimelerin!.Ben,susmuyorum aslında. Susmuyorum ki susmalarım; delirmiş çığlıklardır içimde, çıkacak yol bulamayan!. Çıldırmış atların nallarıyla tepilmede; yandıkça duvarlarım!.Ben; susuyorum, elbette.Hem de bir çöl gibi! Ve bilerek şunu, ve anlayarak: Bir çölün, susuz olduğu için sızlamaz içi.Her çöl, bir gün suyla tanıştığı için böyle yanar, kavrulur!."Beni gör, senin için başladığım ilk yer burası olabilir. Varlığımı işaretle,sana nasıl bakıp nerenle göreceğine dair bir işaret gönderiyorum. Onun için önce gözlerimin içine bak. Orada senin için, hem yola dair izler var ve hem de içime dair yollar."Beni gör; İçine akmam lazım. Dünyayı seninle birlikte senin içinden görmem, seninle birlikte yeniden başlayabilmem, içime ilmeklenmiş bu eskiden emanet masumsuzluk hissini seninle yenmem, yüzümün kirlerini ellerinle savuşturabilmem lazım. 


Beni tutarken düşmeden durabilmen, çelmelerime rağmen bana inanman lazım. Beni duy; Nefesim eksilmeden sana sesimi duyurmam lazım. Yüzümü kaç kez izledin şu aynadaki gölge oyunlarında,kaç kez yalanladım ben geçmişlerimi, kaç kez kucaklayıp öptüm kendimi. Ben her sensizliğimde sendeleyişimde, çocukluğumun kaldırımlarında, düşmemeye hevesli denge oyunlarında oynarken buldum kendimi. Kum saati bu seferlik sözlere kanıp durabilir mi ya da büyüdümse şimdi yıldızları eteğime düşürebilir miyim ki? Bugün sesini duydum o kadar mutlu oldum ki halbuki seni düşünmemeye direnmiştim, uzun saatler direnmiştim Bir işe yaramadı. Biliyor musun fırtınalar kopuyor içimde yağmurlar yağıyor, üşüyorum. Teninde ısınacağımı biliyorum ve dayanıyorum..Ama bil ki düşler katık olmuyor yüreğime.Özledim seni deli kız.Sevdalı bir arayışla bakıyorum gökyüzüne, yıldızlarımıza Bir çığ gibi yüreğimde büyüyorsun özleminde yüreğime sessizce girişindeki güzelliği,dudağıma verdiğin dudaklarını,sevdaya açtırdığın çiçeği özlemez miyim ? Beni, ben gibi özleye biliyor musun deli mavim? Sen benim gerçeğimsin. Can yoldaşımsın. Çıkacağım tüm yollarda uğurlayanım, dönüşümde karşılayanım olacak kadınımsın. Aşkın soluğu yalnız alınmıyor sevgili. Bizim müziğimiz bitti sevgilim. Gecikmiş adımlarını yüreğime atma. 


Şimdi sen gidiyorsun,şimdi gidiyorsun git. Sana kocaman bir deniz sunmak için şimdi gidiyorsun git.Bir insan bu kadar eksilebilir mi ? İşin kolayına kaçmadım.ben bir bakışına bin anlam yükledim. Sen aşka kestirmeden gittin.Bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma şimdi gidiyorsun git.Bütün ışıklarımı söndürüyorsun, cehennem cinayetlerini işliyorsun sonra bunlara intihar süsü veriyorsun yazıklar olsun .Hoyrat bir rüzgar gibi geldin aklımı ve hayatımı dağıttın şimdi gidiyorsun git. Yağmur yağıyor. Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi özlemek çok fena. Anlamak seni; daha da fena Ne zaman eskiyor sevgiler? Ödenen bedellerin acısı geçince mi? İşte böyle, kalbimde bir acı. Şarkılar seni söyler.Çünkü sen umuda kokuyordun. Katrana kesmiş gecelerin kayıp zamanlarında, yolunu şaşırmış bir minik yıldızı arar gibi gözlerinde ışık aradığımı.Ve hiç fark etmedin belki;Umuda koktuğunu .Umut yeni doğmadı ki aslında; Ümitlerim hep vardı. Sen, bana; okunmamış bütün şarkıların bir gün okunacağını hissettirdin.Sen bana anlatılmamış bütün masalların anlatılacağını. Yazılmamış bütün şiirlerin yazılacağını.Söylenmemiş bütün ninnilerin bir gün söyleneceğini hissettirdin.Çünkü sen umuda kokuyordun. Olarak sevgini ekiyorum bütün saksılara. 


Bahçelerim sen kokuyor!.Ve hayalin hep "umuda" kokuyor. Seni düşündüm yine. Sabaha karşı oluyor, dışarıya bakıyorum. Güneş tüm güzelliğiyle güne "merhaba" diyor. Hani ufukta, bazen çok güzel senin çok beğendiğin bir ada yada bir dağ görürsün. Tutamadığın her yağmur damlası kadar seviyorum seni. Martının kanat çırpışı gibi seviyorum. Senin gibi seviyorum seni. Özlemim epey fazla ölçemiyorum.Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine,ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim. Sen yoktun Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında senin adini aradım. Sen yoktun karanlığa haykırdım hasretimi,yüreğimin deli bir çağlayana donen atışlarıyla . Her yağmurla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine. Bulutlar yalnızlığın işaretiydi benim için. Beni ıslatan yağmur Olmadı. Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim. Hayat merhaba dedi bahara çiçek çiçek. Göçmen kuşların donuşunu gördüm. Sen yoktun,senden bir iz aradım. Sen yoktun... Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım. Kıyılarda tükettim bekleyişlerimi. Kimselere söyleyemedim acılarımı. Bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım. Nice fırtınalar koptu yüreğimde. Dalgalar dövdü hayallerimi.

Sığınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım. Her gece yıldızlar birer birer duştu sokaklara. İçim acıyor, geçer elbet, geçer de, anlamsız bir yer de, unuttuğumu sandığım bir yer de , yeniden sızlar, ama varsın sızlasın, sızlamadı mı; kocaman sevilmiyor ki. Ne yapacağını bilememek ne kadar kötü bir durum Beyaz bir ışık arıyorsun bazen, görüyorsun.Siyahın yoğunlu eritiyor ışığı yine kör oluyorsun ma bu gece Vazgeçiyorum Senden.Bazen ne kadar genç olursanız olun yorgun ve yaşlı bakıyorsunuz ve tek bir söz kalıyor geriye vazgeçmek benim sözlüğümde platonik aşkın karşılığı seni sevmek, seni sevmenin karşılığı ise yalnızlık ve acı çekmekti. 


Kurulmuş güzel cümlelerin hepsinin içinde adın geçerdi Özne olurdun,nesne olurdun,yüklem olurdun.Cümlenin her hali yakışırdı sana ve adına.Benim sana eşlik ettiğim cümlelerse nedense hep devrik olurdu.Ama ben en çok ikimizin ortak kurduğu o devrik cümleleri severdim.Artık anladım ki seni görememek daha zormuş be sevgili! Şimdi her insanın yüzünde seni arıyorum ve herkesi, her şeyi bir parça sana benzetiyorum.Dönüşü yok artık bu yolculuğumun.Biliyorum ki,Ben hep mutsuzluğa mahkum,ben hep yalnızlığa mahkum,ben hep özlemlere mahkum.Ve müebbet sensizlikle yaşayacağım Üşüdükçe, uzuyor gece.Sis çöküyor içime!.Uzadıkça, üzüyor gece!..Mevsimler, dökülüyor kurşun rengi ağaçlardan; kavruk sarı!Böceklere terkedilmiş yuvalar gibi, şimdi bomboş avuçlarım. Korkuyorum; İçime bakmaktan!Sen olsaydın, ne koyardın yokluğunun adını?..Üşüdükçe, uzuyor gece.Üzüyor üşüdükçe ve içimi sis bastıkça, hatırlıyorum; sen ve ben "bir" olurduk .Ben, üşüyorum; şöminede kül gibi.Adı var da her şeyin; ne deniyor olmadığın mevsime?. Bilmiyorum.Yokluğundan daha soğuk bir mevsimi tanımadım ki.Bilmiyorum sensizlikten daha soğuk bir mevsim.Aşk üstüne gülümsemeler. 


MRT
16
AH ŞEHLA GÖZLÜ UMUDUM

AH ŞEHLA GÖZLÜ UMUDUM 

Ah şehla gözlü umudum, ah görkemli dilsizim, büyütmedi sizi,bu kusursuz gerilim. Ölüm sıradanlaştı,yağmur oldu zulüm ağır çekiyor yerçekimi,ağlama sevdam çığlık çığlığa ülkem. Ben de bekledim sevdiğim penceresiz bir gökyüzünü,sabahı gelmeyen gecelerde, gözlerim takvimde kaldı.Eksik kalıyor gökyüzünde uçurtmalar halaylar çekecektik yarınlara atlas rengi kalemler vuracaktık harita diplerine ve barışın rengini çizecektik tüm çocukların gözlerine.Hala duruyor ülkemin mor sümbüllü dağları susuyor memleketimin mağrur çocukları oynanmasa da artık körebe, mendil kapmaca çakır gözler nemli ve öfkeli. 


Gecikmiş bir türkü olsun sana uzayan dilim ama kalk şimdi,tut ellerimden bütün yıldızlara kefilim. Ah dokunabilseydim olmadığım zamanlarda asi yüreğine ve bırakabilseydim tuttuğun meşaleyi bu mağrur ülkeye.Boğulmak istiyordum yaşamın en derin arzusunda.Bir gözyaşına bin sözcük tüketiyordum kimse duymuyordu her barikat aşma arzuma bir uçurum değiyordu düşüyordum. Vuruldum ihanet gibi bakışlarına farkında olmadan sus konuşma istersen,avuçlarımdaki sıcaklığın soğumadan.Hammurabi kanunlarına denk gelen mevzular, Babil'e çakılan duygular ve Mezopotamya kadar eskimeyen yaralar siyah beyaz bu aşklar. Bu kentin karanlığı sensizliğin bağımlılıklarında hicran yarası.Tüm dinlerin sevgilisi doyamadığım sevda perisi zifir karanlıklarımın ay parçası yürek sızısı bıçak yarası. 

Yıldızları biriktirdim sana kuyruklarından yakalayarak yakamozlar çaldım ay ışığında bak bin bir hayale daldı gözlerim yine vuruluyor düşlerim gökkuşağında. Her uyanışım kallavi bir efkâr oluyor ve ben kendimi yine gözlerimin sana ilk daldığı yerde buluyorum.Bu kentin karanlığı sensizliğin bağımlılıklarında hicran yarası.İsyana duruyor çılgın hüzünlerim kendini sokan bir akreptir aşkın sen hali kimliğine yudumlanıyorum ve sensizliğin sessizliğine not düşüyorum. Hiç bir yağmur damlası düşmüyor ve hiç bir kafiye uymuyor yanan yüreğime.Biliyorum sana kal demedim illegal bir arzudur sana düşkünlüğüm bu beklemem seni soru sorma istersen tutuklat beni.Şimdi bir gerilla yalnızlığıdır bu öksüz gece ürkek bir ceylandır adını bahşettiğim yıldız kaç zaman geçti kır çiçeğim ve gözlerimi ilmek ilmek yüzüne dikmiştim.Söyle nasıl yazmalı bu mağdur dizeleri eflatun sayfalarıma suskunluklar oturmuşken dudaklarıma neresinden başlamalı yakmaya bu yezidi tapınaklarını.İsimsiz bir yıldız gibi parlıyorsun geceden belki yoksun belki buğday sıcaklığında ellerimi tutuyorsun. Kaç kez döktüm anarşist duygularımı limana bilmiyorum ve benim bu ihtiyacım hiç tükenmedi ve aynı öfkeyle çok saldırmak istedim yakamoz parıltılı dalgalara. Kayıp kentleri düşünmezdim oligarşik aşklarda terk edilmiş bir ceset gibi yatmazdım bu Arnavut kaldırımlarında. 

Tan vakitlerinde ağarttım saçlarımı sevgili kör şafaklarda vurdum kendimi soğuk mevsimlerde ateşe verdim derimi. Şimdi keşke ile başlayan düşlerimi kurşunluyorum tarihe yazılan tüm ütopyaların sefaletini yaşıyorum. Şimdi sevdanın kızıllığında örselenmiş yürek bağıyım güneşsiz ülkelerin buzul dağıyım. Ne çığlıklara gebe kaldı kayan yıldızlar ay karanlık gecelerde yankılandı sözlerim. Ama bilmelisin suskunluklar içinde kan revan bir suredir aşkın kompülsif bir dağınıklıkta darağacında sallanan dört başı mahmur bir ömürdür yaşamak.Oy benim eflatun gecem vefakâr yarenim yine hüzzamın arka bahçelerinde çoğalıyorum körpe düşler içinde hiçbir hüzünlü şarkı efkârlandırmıyor beni senin efkârlandırdığın kadar. Turuncu bir can sıkıntısı çöküyor yüreğime yansımıyorsun artık cakalı ışıklar altında gün akşam oldu. Oysa her sayfamda sen çıkıyorsun, her dizede isyanım kadar artıyorsun. Her saniyemde bir sen gidiyor hicranımdan sen eksildikçe ben vuruluyorum şakaklarımdan.Tenime bastığım sis gibi,gök kubbeye sığınan yıldızlar gibi, adını bilmediğim sevdalar gibi,geliştirsen ihanet gibi. Oysa düşlerimizde, Kırcaali'den, Ardahan kalesine ağızlarında zeytin dallarıyla, selam getiriyordu atlas güvercinler.

Ve Babil'in asma bahçelerinde şarap mevsimini bir salkım üzümün her habbesinde ne kadar mey ne kadar sarhoşluk o kadar tez geçer hazan. Umurunda mı ki ilkyazda mor menekşede bir kırağı gibi eriyip, akarım sen geçip giderken.Sus artık!Timsah gözyaşlarınla ağlama halime senfonide zurna peşrevidir bana yandığın. Günlere takılıp gelen o meşhur nağmeler Kürt dili hicaz acem kürdi ya da suzinak inzivalarıma sakladığım tefsiri yapılmamış antik bir kitap gibisin sana hangi makamdan şarkılar okusam nafile.Kardeş türküleri çığır gamzelerinde ısınsın bedenim sevgi kimliğin olsun acılarım sende çiçeklensin. Bugün buldum seni artık rüya değilsin sensizliğinde öksüzdüm varlığınla bütünüm sen benim bitmeyen sevdalı yaşam senfoni'msin.Yüzün ay ışığı gibidir ısıtır içimi yüzün,taze bir ekmek gibi.


MRT
16
SEN BENİM VAZGEÇEMEDİĞİM masum YANIMSIN!

SEN BENİM VAZGEÇEMEDİĞİM masum YANIMSIN! 

" Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne. Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu."

Yorgun Sevdamın, yarım kalmışlığıyla bakma yüzüme! İçimde hala direşiyor ,umuda büyüttüğüm senin yıldızların gizlenmekte, puslu bahardan kalma . Kendimi nasıl çekip alabilirim yaşamak uğruna, başımı her gün duvarlarına, vurduğum, bu içimdeki, anlamsız sen kafeslerinden ; ne kadar küçüldü varlığım bir bilebilsen... Varlığımı hiçe sayıp Kendimi bir sen yaşamaya terk ettim! ...Bu siyah beyaz dünyada tek renk sensin, bir ressamın fırçasından çıkmış gibi gökkuşağının her tonunu gölgede bırakan bir renk .. Gözlerinin içinde binlerce yıldız,gecenin karanlığını delip geçiyor.Tanrı çiçekleri yaratırken seni de onlarla beraber yaratmış ...Papatyadan güzel,Zambaktan asil,Manolyadan tatlı,Gülden daha güzel kokulu ve kardelenden asi...Senin gülümsemen güneşin doğuşu gibi,İnsana her şeyi unutturuyor,sadece seyredip tadına varma hissi uyandırıyor .. Yalnızlığımı yazmak istedim bugün.Dışarıda güneş tüm ihtişamıyla aydınlık,serçeler cıvıl, cıvıl bir ağaç dalında orkestra eşliğinde repertuvarındaki tüm şarkıları tüketmeye çalışıyorlar.Ben tüm bu olanlara seyirci kalıyorum,yürüyemiyorum onlara doğru,adımlarım beni kaldırmayacak kadar yorgun sanırım. 


Bir nefeslik sigara, demli bir çay ve dost sohbetiydi, kısacık zaman dilimlerine sığdırmaya çalıştığım. Kaçamak bakışlara gebe kaldı gözlerimiz ve aslında gözlerinde gözlerimi gördüğümü kimse anlamadı, Gülmenin gözlerine yakıştığını gördüğüm an..Oysa gülüşlerimiz bile hüzünlüydü gözlerimizde.Gözlerimizdeki bu hüzün çağırmıştı belki de sevdayı yüreklere,hiç beklemediğimiz bir an, ummadığımız bir gecede.. Güneş gibi sıcak, toprak gibi bereketliydi yüzün...Öylesine bir bereketliydi ki gülüşlerin ; gülümsediğinde karlı dağlarımda efil deyen rüzgarlara inat kınalı çiçekler filizlenirdi... Farkında mıydın bilmiyorum ama sıcak iklimlerin bestelenmiş düşler vardı kirpiklerinde.. Senin gözlerinden yaralı ırmaklar dökülürken; ben yıldızları topluyordum satırlarımdan. Sevdayı utangaç yanakların kızıllığında fidelenen tohumlarda arayacağız.Biz seninle ; Ben hep özlemlere mahkum ve müebbet sensizlikle yaşadım.

Zor bir hüzündür gecenin kovuğundan sarkan .Ellerindeki paramparça geçmişin sığ bir gövdesidir yolun ortasında .Erken bir gülüşe başlarken ve sanki bir erken bağlanmışlık varoluş ve tükenişin. Bir görüntü anlatır bir yolun, bir yoğunluğun ortasında bal rengi kanı ve ayrılığın ta içinde biriken küllüğüdür özlemin. Eski, hep eski anlatılmamışlıktır defterlerin. Güneşi bekleyen kuru yaprak gibi akşam kızıllığında seni bekliyorum. Sen gülümsediğinde gecekondu pencerelerinde çiçekler açar. Engin denizlerin içinde sakladığı berraklık kadar yalındır bakışların Yüreğinin içinde büyüyen bir çocuk gibi gözlerinde gülümsüyorum hayata. Ben seni gözlerinde biriktirdiğin düşlerle sevdim. Reyhan kokulu gecelere inat ben senin kokunla yetindim. Rüzgarın keman çaldığı ve yıldızların nağmelerle bestelere gebe olduğu vakitlerde hep seni düşledim.
Bozkır yalnızlığında yağmura hasretini gözyaşlarıyla anlatan topraktın... .Acının suratına ayazların tokat gibi indiği zamanlarda, şakaklarımızda ezmedik mi içimizde biriktirdiğimiz hasreti . Biz seninle avuç içlerimizdeki kavuşma anındaki terin nasıl olduğunu bilmeden, Cennet kokulu terimizle kaç kez yıkadık vuslata giden yolları. .Biz seninle, severken bile birbirine hasretle susayan, yokluklarda ise sevdaya yanan iki yürektik işte.. . Yüzümüzün bozkırlarındaki kardelenleri, menekşeleri kim koparabilirdi ki Yaradan`dan öte.
İçimde garip bir telaş, yüreğimde tuhaf bir hüzün var bugün Sen benim vazgeçemediğim MASUM yanımsın! Ama bilmiyorlar ki ben masum yanımla konuşuyor, onu özlüyorum!. Seni özlüyor muyum, özlüyorum, tıpkı grev çadırlarının önünde çekilen halaylı günleri özler gibi, tıpkı ağlayarak annemden elma şekeri ister gibi. MASUMCA VE HALA BU YAŞA RAĞMEN ÇOCUKCA! 


Anasayfa Birgo Nedir? Nasıl Birgo'larım? Kullanıcı Sözleşmesi Blog Yardım Bize Ulaşın