Birgo

MRT
17
Su ile İmtihan

فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِ قَالَ إِنَّ اللّهَ مُبْتَلِيكُم بِنَهَرٍ فَمَن شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّي وَمَن لَّمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُ مِنِّي إِلاَّ مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهِ فَشَرِبُواْ مِنْهُ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ قَالُواْ لاَ طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنودِهِ قَالَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلاَقُو اللّهِ كَم مِّن فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللّهِ وَاللّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ


Meâli = Talut, ordu ile hareket edince dedi ki "Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka (bu kadarına ruhsat vardır). Derken içlerinden pek azı hariç, hepsi de varır varmaz ondan içtiler. Talut ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde. Bizim bugün, Calut ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok. dediler. Allah'a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler Nice az topluluklar, Allah'ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla beraberdir.


Daha önce paylaştığımız yazıyı hatırlarsak, İşmuil (as) İsrail oğullarına bir melik göndermesi için Allah'ü Teala hazretlerine dua ettiğini ve onunda belli başlı alemetleri olduğunu ve neticede o gavme melik olduğunu hatırlatarak başlayalım.


Şimdide Ayeti celilenin ışığında Talutûn hükümdarlığına bakalım. Diğer bir deyişle Ayet-i celilenin Tefsirine göz atalım


İşmoil AS, Allah-ü Teala ya dua ettiğini ve Cenabı Hak onlar üzerine savaşı farz kılarak, kumandan olarak da Talut'u seçtiğini öğrenmiştik.
Fakat ne var ki İsrailoğulları, Talut'un kendilerine hükümdar olmasını kabullenemeyip O bize karşı nerden melik olacak? Halbuki biz melikliğe ondan daha layığız, melik olmak ondan ziyade bizim hakkımız. (ayrıca) ona bir mal genişliği de verilmiş değil, demeye başladılar.
İşmoil AS
Şüphesiz, Allah onu sizin üzerinize beğenip seçmiştir. Ona ilimce, kuvvetçe de bir üstünlük vermiştir. Allah mülkünü kime dilerse ona verir. Allah vâsî ve alimdir, buyurarak onları ikaz etti. Buna rağmen Talût'un Allah tarafından seçilmiş bir emir olduğuna dair alamet istediler. Alamet, mukaddes emanetlerin bulunduğu sandığın getirilmesiydi. Talut, Allah'ın izni ve yardımıyla mukaddes sandığı getirince artık emirliği katileşti.
Talut, İsrailoğulları'ndan yetmiş veya seksen bin kişilik büyük bir ordu hazırlattı.İçlerinde Davud A.S.'ın da bulunduğu bu orduya (YUKARDAKİ AYETİ KERİMENİN MEALİNİ) Muhakkak Allahü Teala sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Binaenaleyh ondan her kim içerse benden değil ve her kim ona ağzını sürmezse o şüphesiz bendendir. Benim askerimdendir. Ancak eliyle bir avuç alan müstesna. Bu kadarına ruhsat var. Doğrudan doğruya ağızla nehirden içmeğe müsaade yok. dedi.


Burada oturup düşünmek lazım diye düşünüyorum. Yani başımızı iki elimizin arasına alıp tefekkür etmemiz gerekiyor. Ordu, iki, üç günden beri susuz, susuzluktan kırılacak, tabiri caizse bayılacak ama komutan diyor ki Ayeti Celile'dede geçtiği üzere. Bir avuç su, kendisi içer, hayvanını içirir, hizmetçisi içer. Aman dikkat edin fazlasını içmeyin hââ...O halde gerçek şu ki, ne zaman ki savaş yazıldı, emir verilip iş kesinlik kazandı, geri döndüler. Hareketleri, sözlerine uymadı, sözlerinde durmadılar, emre riayet etmediler. Savaş alanına gelirken yüz çeviriverdiler. Ancak içlerinden birazı müstesna bir makâm, mevki kazandılar ki yakında görüleceği üzere bunlar, bir avuç su ile yetinenlerdi. Azlıklarına bakmadılar, sebat ettiler ve muzaffer oldular.


Az cümle özetleyecek olursak komutanın, melikin veya padişah'ın her neyse sözünü dinleyen kurtuldu, felaha erdi. Onlarla savaş kazanıldı...O halde şu ortaya çıkıyor. Emîrinin ,büyüğünün, abisinin (bunu çoğaltırız) sözüne itâat edip sözünden çıkmayan, sözünü, buyruğunu, emrini dinleyen hiç şüphe yok ki kazanıyor,mükâfatlanıp mekam ve mevki sahibi olduğunu gördük. Buna şahit olduk. Velev ki o işin, fiilin sonu bizim tarafımızdan kötü olsada, iyi olmasada. Onlar, nasıl ve ne gibi olacağını bilmektedirler. Onlar kendi kafalarından bir şey söylemezler. Tabiri caizse onlar verilen emri bize iletirler. İşte tam burda bize iş düşmektedir. Oda o büyükleri iyi okumak, anlamak kalbimize yerleştirmek, anlamak düşüyor Bizler bıkmadan, yutkunmadan, içimizde hiç bir zan acaba olmadan kabullenirsek kabul edersek kazanırız. Tıpkı yukarda ve aşağıda olduğu gibi. Lakin içimizde ufacık bir tereddüt, acaba, sanki, veya şöle olsaydı vesaire vesaire olursa o anda kaybetmişizdir,Sefillerin sefili olmuşuz demektir. Allah muhafaza buyursun o hallerden.


Talut, bir emîr olarak bu emri verirken, ordusu, ırmağa varır varmaz, içlerinden çok azı hariç, emri dinlemeyip sudan içmeye başladılar. Emre itaat, mütebeat edenler ise sadece birer avuç su içtiler. Bu su ile, susuzlukları gidip hararetleri söndü. Bir avuçtan fazla içenler ise, nehrin suyundan içtikçe hararetleri arttı ve dudakları kararmaya başladı. Sudan çokça içmekte bir fayda görmedikleri gibi, kalplerine şiddetli bir korku düştü. Nehri geçmeye dahi cesaret edemediler. Korkaklık ve perişanlık içinde. Bu gün bizim Calut'a ve askerlerine harbedecek tâkatımız yok deyip geri döndüler. Allah'a mülaki olacaklarına kani olanlar ise şu cevabı verdiler Nice kerreler azıcık bir bölük bir çok bölüklere biiz nillah galebe çaldılar, Allah sabırlılarla beraberdir. Böylece orduda emre sadık olanlarla, isyankarlar birbirinden ayrıldı.


Talut, 313 kişilik sadık bir ordu ile nehri geçip düşman üzerine hareket etti. Talut ve beraberindekiler, kum gibi kaynayan düşmanın çokluğunu ve hazırlığını müşahede edince, hepsi birden, kuvvet-i kalb ile Allah'a şöyle yalvardılar Ya Rabbena! Bize sabır yağdır, Ayaklarımıza sebat ver ve bizi kâfirler kavmine karşı muzaffer kıl.
Çok geçmeden o kafirleri Allah'ın izniyle bozguna uğrattılar ve Davud AS Calut'u öldürdü. Allah Davud AS'a hükümdarlık ve hikmet-i nübüvvet ihsan etti. Bütün İsrail oğulları Davud AS'a sımsıkı bağlandılar.


İşte bu ve buna benzer vakıâlar tarihimizde mevcuttur. Bedir savaşı, Hendek savaşı Ankara meydan muharebesi, Hızırımda sensin hazırımda sensin dediği, vesaire, vesaire....


Yani Ey Adem oğlu, ey insanlar ey şehirliler, ey kasabalılar ey köylüler diye bizleri ikaz edip, kendisine çeki düzen versinler,hal ve hareketlerine dikkat etsinler diye
Cenab-ı Hak bu hadiseyi ümmet-i Muhammed düşünüp ibret alsın diye bizzat kur'an-ı keriminde zikretmişlerdir...Vesselam //ücharfbeşnokta//


ARL
28
yeni yıl (yılbaşı)  Mevla'mıza hamd-ü senalar olsun ki sıhhat ve afiyet en mühimi hidayet üzere 2008 yılını geride bırakmak üzereyiz.Bu bakımdan bütün Müslümanlara iş düşmektedir. Uyanık olmalıdır.
Allâh (cc) meâlen Ali İmran sürsinde meâlen
Müminler, müminleri bırakıp da hakikati inkar eden o kafirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'dan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır.Her şeyin mercii dönülecek yer gidiş Allah'adır…(Ali İmran 28)

Efendimiz (sav) ise hadislerinde
Müşriklerle oturup kalkmayınız.Ve onlarla bir arada olmayınız.Kimki onlarla oturup kalkar ve onlarla beraber olursa o onlardandır.Bizden değildir.(Ruh'ul Beyan)

Bugün yeryüzünde kullanılmakta olan takvim üçtür.Miladi Rumi Hicri

Miladi takvim-
Güneş esnasına göre kurulmuş ve tarih olarak İsa (as) mın doğduğun başlangıç olarak kabul edilmiştir.

Rumi takvim-
Milattan önce kırk altıda Roma imparatoru Jelsezer adına düzenlenen takvimdir.

Hicri takvim-
Hazreti Peygamberimizin Mekke-i Mükerreme den Medine-i Münevvereye hicret edişini tarih başlangıcı  kabul etmiştir.

Peygamber Efendimiz Hadislerinde Kim bir topluluğa benzerse o ondandır. (F.Kadir)

Yine Peygamber Efendimiz Hadislerinde Kişi dostunun dini üzeredir.Sizden biriniz kiminle dostluk yaptığına baksın.  (F.Kadir)

Müslümanlık benzemek tende kaçınmayı emretmiştir. Güneş doğarken güneş batarken bildiğimiz gibi namaz kılmak mekruhtur. Güneşe tapanlara benzememek için.
Ateşe karşı namaz kılmak mekruh kılınmıştır. Putperestlere benzememek için.
Resme karşı namaz kılmak mekruh kılınmıştır. Hindulara benzememek için.(Muhtasar ilmihal)

Efendimiz Hadislerinde Küçük şirkten kaçının,küçük şirk nedir ya rasülellah? Peygamber efendimizde riya ve müşriklerin merasimlerine hürmet göstermemekdir buyurdu. (Mektubat 41. Mektup)

Ebû Abdullah el Müştehir Hazretleri, Şirazlı bir Kürt taifesindendir. Cenabı Allah ona ilm-i ledün bahşetmek istemişti. Bir gün Şiraz medreselerinden birine geldi. Medresede talebeler ilim mevzuunda konuşmalar yapıyorlar, bazı hususlarda tartışmaları vuku' buluyordu. Talebelerin ilim öğrenmek için s'ayü gayret sarf ettiklerini görünce hoşuna gitti ve bir mesele öğrenmek kasdıyla bir şey sordu.Talebeler gülüştüler onun bu safça, yani basit bir şey sormasına. O Mübarek Ben de sizin öğrendiğiniz ilimlerden bir ilim öğrenmek isterim. Bana bir yol gösterin, dedi. Talebeler müstehzi bir tavırla ona şu nasihatte bulundular. Eğer alim olmak istersen, evinin tavanına bir ip bağla, ayağını da ipe sıkıca bağlayıp kendini baş aşağı sallandır ve her sallanışta "Sarı renkli demir( veya aslan yelesi)" de.Böylece ilim kapıları sana bir gecede açılır, dediler.Ebû Abdullah el-Müştehir Hazretleri talebelerin kendisi ile alay ettiklerini hiç aklına bile getirmeden doğru eve gitti.
Onların dedikleri gibi evin tavanına bir ip bağlayıp ayaklarını da bir ucuna bağladı ve başı aşağı sallanmaya başladı. Her gidip deldiğinde ise onların tarif ettiği şeyi söylüyordu. Hüsn-niyyet ve sıdk sadakatle ile bu işi yapması Cenab-ı Allah'ın hoşuna gitmişti. Seher vakti olduğunda bütün ilim kapılarını Cenab-ı Allah ona açtı. Artık zahir ve batın bütün ilimler ona malum olmuştu. Bir çok âlimin halletmekte güçlük çektiği meseleyi ona sorar oldular. İşte "Emseytü Kürdiyyen, esbahtü arabiyyen (Kürt olarak akşamladım, arabî ilimlere vâkıf olarak sabahladım)" sözünü bu hadiseden sonra söylemiş olduğu rivayet edilir. Bu hadiseden sonra, o sabah Şiraz camilerinde va'z etmeye başladı ve Fatiha-i Şerife'ye yedi türlü mana verdi
Mertebe mertebe açıkladığı Fatiha'nın mânâsını en sonunda içinizde bunu anlayacak hiç kimse yoktur. Hızır Aleyhisselâm bile bu manayı anlayamaz diyerek bitirdi. Zahir ve batın bütün ilimlerin hamili olan Ebû Abdullah Hazretleri, aynı zamanda zamanının mânevi salahiyet sahibi bir mürşid de oldu.(mollacami.com)

Niyet hayır akıbet hayır...İşte onun içindir ki ne olacak ya, bir şey olmaz, bir gece değilmi,yılda bir geliyor gibi şeytani ve nefsani sözlere aldanmamalı. Bize yakışan ne ise onu yapmalıyız. Şöyle bir düşündüğümüzde sadece bir senenin bitip diğer bir senenin başlaması, diğer bir deyişle bir günün bitip diğer günün başlaması yani normal bir gün...Kaldı ki yukardada ifade ettiğim gibi Hz İsa (as) mın doğduğu gün ki oda ihtilaflıdır. O gün kabul etsek bile kişiye yakışan (Hz) İsanın doğum günü diye ibadet-i teatla geçirilmesi lazım...

Hadis-i Kudsi meali - Ya Yuşa senin kavminin şerlilerinden altmış bin kişiyi şerlilerinden kırk bin kişiyi helak ediyorum. Yuşa (as)  şerlilerin durumu belli hayırlıların günahı nedir? Ya rabbi diye sual edince onlar şerlilerin şerrini defi için elleriyle, dilleriyle, ve en son kalpleriyle olsun buğz etmediler diye buyurmuşlardır.(mevizeyi hasene )

Bir keresinde İmam-ı Rabbani (Hz) bir hasta şahsın ziyaretine gittiğinde ölümü yaklaşmıştı. O haline teveccüh ettiği zaman gördüm ki kalbi şiddetli zulmetler içinde… Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem hiç kalkmadı.
Çokça teveccühten sonra bilin diki kendisine bu zulmetler kendisinde saklı duran küfürden nasidir. Bu sıkıntıların menşei dahi küfür ehli ile dost geçinip durmasıdır... (Mektubat 266. Mektup)

İşte senenin son ayı olması hasebiyle bir senelik muhasebe ve muhakememizi, Cenabı hakka kullukta ki yerimizi ve vaziyetimizi yapa bildiklerimiz yapa bilmediklerimizi gözden geçirmemiz gereken bir aydır.Cenabı hak şu geçen seneyi bizden razı olarak ayırsın sadır olan isyanımızı hasenata tebdil eylesin…Amin //-ücharfbeşnokta-//

ARL
15
Evlerimizdeki bolluk bereket üç şey iledir...  1-Temizlik

2-İsraf Etmemek

3-Yemek Duası

                                                            TEMİZLİK

Müslüman demek temiz insan demektir. Temiz olanları hem Allah, hem de insanlar sever.
Cenab-ı Hak Tevbe Süresinde mealen  Öyle racüller vardır ki gayet temiz olmayı severler. Masivadan ve fena hallerden maddi ve manevi pisliklerden temizlenmeyi severler.Hz Allah 'ta iyiyce temizlenenleri sever...

Bu Ayet-i Kerime Ashabı Kiram hakkında nazil olmuştur.Efendimiz (sav) Kuba ehline siz nasıl bir amel işliyorsunuzda Hz Allah sizi medh ediyor.ONlarda cevap olarak İstinca ve İstibraya çok dikkat ederiz buyurdular.

Efendimiz (sav) Taharet (temizlik) üzerine devam et.Rızkında sana genişlik vardır... (Ruh'l Beyan)

Temizlik İmandandır...(Ruh'l Beyan)

İslam diniTemizlik üzerine bina olmuştur...(Ruh'l Beyan)

                                                                İSRAF

Cenab-ı Hak Furkn Süresinde Mealen Onlar ki, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.

Efendimiz (sav) Kim iktisat ederse Hz Allah onu zengin yapar.Kim de saçıp savurur israf ederse Allah onuda fakir kılar...

Silsile-i Sadat'tan Ebu'l Faruk Hz'leri, Efendiler vakti,nakti ve ömrü azizi israf etmeyin buyurmuştur...

Gıdaları iyi muhafaza etmeyip çürütmek, ihtiyaçtan fazla mal almak, eşyayı hor kullanmak,çabuk eskitmek,bir eşya evde mevcut iken lükse kaçmak, gereksiz ve faydasız harcamak Zamanı boşa harcamak,ekmek kırıntıları ....

                                                      YEMEK DUASI

Yemek yerken evvelinde besmele çekmek sonunda hamd etmek (dua etmek) sünnettir...
                                     (Ruh'l Beyan)

ARL
07
Kabir Ziyareti.Bayram,Mezar,ölüm,sevap  Bir Hadis-i Şerifte Efendimiz (sav), Her kim Kabristana uğrar ve orada ihlas süresini on bir kere okuyup sevabını ölülere bağışlarsa kendisine ölülerin sayısınca ecir verilir buyurmuşlardır

Şu hadis-i Şerifi düşündüğümüzde neler kazanabiliriz.
Geçmişimize sevap yollarız.
Ölümü hatırlarız.
Kendimiz sevap alırız.
Biz öldüğümüzde bizide ziyarete gelirler.
Anılarımızı tazelemiş oluruz... vesaire vesaire....

Tabi hiç bir zaman onları unutmayız da, bilhassa arefe, bayram günleri onlarıda hatırlamayız.Bayramın
o güzelliğinden, maneviyatından, sevabından onlarıda nasiptar etmeliyiz.Ülkemizde bir gelenek haline
gelmiştir zaten, bayram veya arfe günleri KABİR ZİYARETİ.Tabiki Kabirde öyle gelişi güzel yapılmaz.
Her şeyin bir usulü adabı olduğu gibi, onunda usulu adabı vardır...

Kabir ziyareti,ölümü ve âhireti hatırlattığı için erkeklere müstehap, fitne tehlikesi olmadığı zaman kadınlara caizdir.Kişi Esselâmü aleyküm dâre kavmin mü'minin ve innâ inşâaallahü bikum lâhikun diyerek selam verir.Kabrin baş tarafından değil, ayakları tarafından gelir ve mümkünse yüzüne karşı durur.Kabirleri ayakta ziyaret etmek ve yanlarında ayakta dua okumak sünnettir.

Kabir ziyeretinde ölülere daha faydalı olmak isterse Yâsin-i Şerif'i okur.Çünkü Efendimiz (sav) Her kim Kabristana girer de Yasin süresini okursa, o gün Kabirdekilerin azaplarını hafifletir.okuyana oradakilerin sayısınca sevap verilir buyurmuşlardır......

Arşiv
Anasayfa Birgo Nedir? Nasıl Birgo'larım? Kullanıcı Sözleşmesi Blog Yardım Bize Ulaşın