Günlük dediysem öyle birkaç ayrı günün hikâyesini anlatmak değil derdim. Depremin insanlar üzerindeki kimi görünen etkilerini kendi yaşadıklarım ve gözlemlerimle kayıt altına almak istedim.
Gündelik hayatın koşuşturması içinde insan için gerçek bir milattır deprem. Van depremi gibi yirmi beş saniyelik olsa bile sayılamayacak kadar çok şeyi değiştirir, dönüştürür.
Sıcacık evinizde yaşarken kendinizi sokakta buluverirsiniz. Hiç gündeminizde yokken çadır, battaniye telaşına düşersiniz. Akşamın soğuğu yüzünüze çarptığında farklı bir iklimde olduğunuzu anlarsınız.
İlk etkileri üzerinizden attıktan sonra aklınıza eşiniz, dostunuz gelir. Onlara ulaşmaya çalışırsınız. Tam o sırada bütün haberleşme olanaklarının kısıtlanmış olduğunu fark eder, şaşırırsınız.
Telefonlar çalışmıyordur. Ailenizden, yakın komşularınızdan kayıp yoksa önce yanınızdakileri güvenli bir yere götürür, sonra da mevcut olanaklarınızla diğer akraba, dost ve yakınlarınıza ulaşmaya çalışırsınız.
Yaşadığınız şehirde kimi binalar yıkılmış, kimi canlar onların altında kalmıştır.
İnsanlar önce korku ile uzaktan bakarlar yıkıntılara. Sonra birbirlerini cesaretlendirerek yaklaşırlar. Ellerinden geliyorsa ve kolay yerdeyse alır çıkarırlar kimi afetzadeleri. Onları, o binaların toz dumanını, birbirleriyle bağıra çağıra konuşan, bir şeyler yapmaya çalışan insanlar görürsünüz. Diğer kimilerinin olay yerinden uzak durup merak, korku, şaşkınlık dolu bakışlarla yıkımı ve kurtarma çalışmalarını izlediklerine tanık olursunuz. Onların içinde öyleleri vardır ki, öldürseniz o enkaza yaklaştıramazsınız.
Yeterince vaktıniz varsa ve işiniz yoksa (ki pek çok insan önemli işleri olsa da onları unutur) yıkıntılardan çıkarılan yaralı ve ölü insanları da izler, hassasiyet düzeyinize göre etkilenirsiniz.
Artçı sarsıntılar birbirini izler. Her sarsıntıda sokaktaki afetzadeler çeşitli tepkilerle bunu diğerlerine iletirler. Kimisi el, kol hareketi, kimisi derin bir iç çekiş, kimisi kutsal bir iki sözle "işte, yeniden oldu" der, ya da demeye getirir. Karşıdaki de yine benzer tepkilerle "evet, haklısın, ben de hissettim, yaşadım" işaretleri verir.
O sırada haber ülke ve dünya gündemine girmiştir ama siz çoğu zaman kendi derdinizle meşgul olduğunuzdan ve radyo, televizyon gibi cihazlardan uzak olduğunuzdan bundan haberdar olmazsınız.
Sizi sarsan yirmi beş dakikalık şey bir anda ülke ve dünya gündeminin en önemli konusu olur. Medyanın sıcak ve kıymetli haberi başka yerlerde, olayı yaşamamış insanlar arasında konuşulmaya, yorumlanmaya, önemli gündem olmaya başlar.
Devlet büyükleri okulların ve işyerlerinin tatil olduğunu açıklarlar. Okulların ve işyerlerinin önemli bir kısmı da hasarlı hale gelmiştir ve bunlar belirlendikçe bu tatilleri uzatırlar.
Olayın etkisinden kendisini sıyırabilen ve deprem bölgesi dışında kalabileği yeri olan insanlar hemen hava ve kara yolu taşımacılığı yapan firmalara koşar ya da daha uygunsa araçlarının yakıtını tamamlayarak şehri terk etmeye başar. İzleyen günlerde de bu gitme işi yoğunlaşarak devam eder.
Mevsim Van Depreminde olduğu gibi Sonbahar'ın ortaları ise ve yaşanan yer de Van gibi yüksek bir yerse akşamın soğuğu kendini gösterdiğinde herkes dışarıdadır. Devlet yardım ekiplerini yola çıkarmıştır ama henüz ulaşan olmamıştır. Yurttaşların önemli bir kısmı varsa arabalarında, yoksa sokakta ya da derme çatma örtüler altında kalabilecekleri yer derdine düşerler. Çadır, branda ve naylon örtü satıcılarının işleri birden bire açılır, önlerinde oluşan kuyruklara cevap vermeye çalışırlar.
İnsanlar yaşarken çeşitli şeylerin peşine düşerler.
Paranın, aşkın, eğitimin ve bunlara benzeyen, benzemeyen binlerce başka şeyin.
Kimisi sadece hayalini kurar peşinde olduğu şeyin. Kimisi elde etmek için oturup kulaklarını, gözlerini açar, çevreyi kontrol altına alır.
Kimisi peşinden yürür ve kimisi kovalar.
Ciddi ciddi etkili olmak gerek her neyin peşindeysek.
Onu yani emelimizi bir uçak gibi düşünerek etkili olmak gerek.
O uçağı en sağlam tarzda ve yüksek bir beceri ile önce harekete geçirmek, sonra yürütmek ve en sonunda uçurmak durumundayız..
Bunun için de önce uçağı çok iyi tanımak, sonra çok iyi pilot olmak, sonra yakıtını temin edip gereken diğer zorunluluklarını yerine getirmek gerekiyor.
Uçağı güvenle uçurduğumuz zaman artık peşine düşmemiz gereken yeni hedefler bulmaya gelir sıra.
Çünkü uçağı güvenle uçurduğumuz zaman o peşinde olduğumuz şey her ne ise artık bizimdir.
14.10.2011 09.10
Erciş
Az önce Rezervuar Köpekleri adlı Amerikan filmini izledim. Filmin kahramanları profesyonel soygun yapan insanlardı. Duruşları, davranışları benim bu yaşıma kadar tanıdığım insanlardan çok farklıydı ve onlar hakkında birkaç şey yazma gereği duydum.
Bir elmas soygunu işine gitmiş, olaylı şekilde canlarını zor kurtarmışlardı. İçlerinden birinin köstebek olduğunu düşünüyorlardı. Bütün bunlar her yerde olması mümkün şeyler. Farklı olan şey ise davranışlarıydı.
Görünüşe göre hepsi bizim çevremizde gördüğümüz insanlarla kıyaslandıklarında çok sağlıklıydılar. Refah düzeyi yüksek bir ülkede bu anlaşılmayacak bir şey değildi.
Konuşma tarzları, esprileri, şakalaşmaları bizim çevremizdeki insanların konuşmalarına, espri ve şakalarına göre çok daha sert ve ağırdı. Bir anlamda sadizm kokuyordu..
Gökdelenlerin şehir merkezlerinde gökyüzünün önemli bir bölümünü sokak ve caddedeki insanlardan çaldığı süper ülkelerde insanların çevreyi değiştirdiği gibi çevre de insanları değiştirmişti.
İnsanlar çevreye karşı bilerek ya da bilmeyerek acımasız davranmış, çevre de insanları daha acımasız, bencil ve gergin kılmıştı. .
Küçük yapılarıyla insanlar yasal olmayan yollardan çok büyük paraları kovalamaya başladıklarında amaçlarına ulaşabilmek için bizim bildiğimiz sınırların çok üzerinde performans göstermek durumundaydılar. Çeşitlenen ve güçlenen koruma duvarlarını aşmak, koruyucuları devre dışı bırakmak için hem bedensel, hem ruhsal anlamda aşırı motive olmuş, bildiğimiz ortalama insanın dünyasındaki sınırların ötesine ulaşmış insanlar gerekiyordu ve o nitelikte insanlar orada, o filmde ve o şehirlerde vardı.
American Hero yarışmalarına katılanlar gibi, o ülkede yasadışı işlere yönelenler de her anlamda bizim kavramakta güçlük çekeceğimiz performanslar edinmişlerdi.
Yaşam tarzları, ilişkileri, sohbetleri de o performansla birlikte uçuk noktalara ulaşmıştı.
İnsanlar şehirleri doğal olmaktan çıkarırken, şehirler de insanların doğal hallerini silip atmış, içlerindeki aşırı hırslı ve kısa yoldan köşe dönmeye niyetli olanlarını her anlamda çok tehlikeli kılmıştı.
14.10.2011 01.20
Erciş
Bu ses sizin sesiniz mi? Emin misiniz? Yani bütün değerlendirmeleri dikkatle yaptıktan sonra mı kuşandınız bu sesi?
Hiç düşünmediniz mi?
Neden düşünmediniz?
Belki de sesinizi kaybettiniz ya da çaldırdınız, ne dersiniz?
Tamam, geçelim bu sıkıcı soruları ve tek bir tanesine yoğunlaşalım.
Bu ses gerçekten sizin sesiniz mi?
Lütfen iyice düşünün. Konuşmanız, duruşunuz, giyim tarzınız, ilişkileriniz ve aklınıza gelen her şeyiniz.
Şu an oturup ince eleyip sık dokuyarak her şeyi yeniden düzenleseniz, yine bu siz mi olursunuz?
Evet haklısınız, bu konuda da aslında konuşacak çok şey var. Ben daha fazla ayrıntıya girmeyeyim. Zaten bu kadar da yeter.
Siz sizin sesinizin durumunu düşünün, ben de benimkini.
Susun, düşünelim.
14.10.2011 00.57
Erciş
"Kıyamete yakın zamanlarda bina ve zina artacak" mealinde bir hadis-i şerif işitmiştim.
Şimdi her iki üç yılda bir yaşadığımız sitenin dibinde, haftanın yedi günü, sabahın yedisinde başlayan çalışmalarla, çekiç, tahta, kalıp ve birbirine bağıran işçi sesleriyle, betoniyerlerin, demir, alüminyum, tahta işlerinde kullanılan makinelerin gürültüleriyle yeni ve çok katlı bir bina yapılırken, her birinin inşaatı en az iki yıl sürerken bunu düşünüyorum.
Bugün için yanıbaşımızda bu binalardan üçüncüsü yapılıyor yani yaklaşık bu vaziyetteki beşinci ya da altıncı yılımız. Çevremizin durumuna bakılırsa hayırlısıyla yakın zamanda en azından üç bina daha yapılacak.
Yüksek binalar yapanların diğer insanların ışığını, güneşini engelliyor olmaları da bildiğim kadarıyla günah ama ben onu bir kenara bırakıyorum.
Acaba diyorum çok sesli çalışmalarıyla yaşlı, genç, çoluk, çocuk, hasta, sağlam, iş güç sahibi demeden insanları haftanın yedi günü sabahın yedisinden itibaren ayağa diken gürültüleriyle bu binaları yapanların, onlara fırsat verenlerin günahı mı daha çok; sessiz sedasız bir köşede büyük günah olan zina yapanların mı?
Ben içinden çıkamadım. İlmim, anlayışım buna yetmedi. Bilen varsa öğrenmek isterim doğrusu.