ILGAZ
Hem espiri vardı,Hem gerçek
“Ilgaz, Anadolu’nun
sen yüce bir dağısın… “
Ilgaz, büyük gerçekten. Tarihe tanıklık edişi, heybetli duruşu, “tığ gibi çamları”, katkısız berrak suları, her mevsim değişik renkli çimenleri, çiçekleriyle.
Bağımsızlık Savaşı’na arka çıkışıyla…
Batı Kara Deniz’den, Anadolu’ya, kol-kanat germiş gibi. “Okkalı” oturuşu, karlı dorukları, yeşil bedeni, iki tarafa açılan kollarıyla.
Daha önce, öğrencilik yıllarımda, sanıyorum Akbaba dergisindeydi, Ilgaz soy adlı bir şairin şiirini okudum. “Ayıptır söylemesi” şiirinden çok, soy adı çekti ilgimi.. Ilgaz yakınlarından biri olmalı ki, soyadı Ilgaz olsun… Kimseye sormadım da. Öte yüzden mi, beri yüzden mi olduğunu da merak ettim. Öyle bir iz bıraktı geçti.
Yıllar sonra, O Ilgaz’ın, Rıfat Ilgaz olduğunu öğrenince; ”Koltuğumuz kabardı.” Hele-hele; Ha babam Sınıfı ünlü olunca. Yöremizden kokular salan, kitaplarını tanıyınca ”Yıldız Karayel,” ve “Sarı Yazma” yayınlanınca
Daha önceleri; “İlimizin yetiştirdiği büyük insanların” içinde yoktu.Ünü yurt dışına taştığında bile. O her fırsatta Kastamonu’yu tanıtmağa çalışıyordu. “İlimizin yetiştirdiği büyük insanlar”dan biri olan Rıfat Ilgaz’la övünmek yerine; onu yerin dibine batıranlar oldu.
Şevket Kürkçü, Cumhuriyetin ilk yıllarında okumuş, sergen şapka giyen bir öğretmendi. Sanıyorum; Rıfat Ilgaz’ın ilk imza gününe geldiğinde, şimdiki Halk Eğitim Merkezi, O zaman Öğretmen Eviydi. Okuma salonunda otururken, Rıfat Ilgaz geldi gündeme. Soğuk bir hava estirildi. Kastamonu’nun bereketi kaçacakmış, kötü bir şey olacakmış gibi.
Şevket Öğretmen de, pek olumlu bakmıyor, Ha Babam Sınıfı’nı eleştiriyordu, “Öyle sınıf olmaz!“ diye.
Fırsattan yararlanan “malûm kişiler” de körüklüyordu, gözünün biri açıkken, ötekini “var gücüyle” kırparak.
Oysa O; Kastamonu’nun, yetiştirdiği, ünü ülke sınırlarını zorlamış, şair ve yazarımızdı.
“Kaldır başını kan uykulardan / Böyle yürek, böyle atardamar atmaz olsun.” Deyip, Türk aydınına, uyanma, uyarma aydınlatma görevini anımsatıyordu. “Çağdaş uygarlık düzeyi”ne ulaşmak için.
“Geride kalanlara ne bırakacağım,/ Çocuklarıma. /Onların da çocuklarına? / olsa-olsa / Karadeniz’den payıma düşeni / Beş on evlek yer, gökyüzünden.
“Varlık edinememiş ya da edinmemiş. Adı bir sokağa verilince “mülkiyet” edindiği için sevinmişti.
“Karadeniz’in üstünden, gökyüzünden, beş on evlek yer !?...” den daha somuttu.
Rıfat Ilgaz’ı, “arkalayı” tanıdığım yıllarda, Hürriyet gazetesi, güldürü ustalarına, gazetede güldürü yazmaları için çağrıda bulunmuş, çok ta para önermişti. Rıfat Ilgaz:
“Ben parayla, ısmarlama güldürü yazmam.” Dediydi.
Bin dokuz yüz doksan bir yılında, Sekseninci Yaş Kutlamalarını, Türkiye’nin dört büyük ilinde yapacağını duyuruyor, sorsalar da, sormasalar da, dördüncü büyük ilin; Kastamonu olduğunu açıklıyordu. Gerçek payı da, mizah payı da vardı.
İlk İmza Gününde yanına yaklaşamadık. O da istemiyordu yakından ilgilenmeği. “Öküz altında buzağı arandığı” yıllardı.
Türk Basın Birliği Kastamonu Şube Başkanı, Rahmetli Murat Köseoğlu’nun katkısını, etkisini, çoğu kişi bilmez. İmza Günü için zamanın valisini; kitap imzalamak için de, Gayret Kitapevi sahibi Remzi Uliç’i razı eden O dur. “Bomba atılır.” Korkusuyla, Remzi Uliç içeri razı olmadı. Önüne, hatta biraz uzağına razı edilebildi. Rıfat Ilgaz’ın can güvenliğini sağlamak için de polis çevresinden eksik olmadı.
Daha sonraki yıllarda rahatça birkaç kez, mutlu gelip, mutlu gitti.
Son yıllardaki çoğunlukça benimsenişini duysa, çok mutlu olacağı kuşkusuz.
2006
Yorumlar alınıyor...