Birgo

TEM
09
MEVLÂNÂ HZ.LERİNDEN; Nefs, Şeytan, Azâzil NEFS – ŞEYTAN – AZÂZİL

Fiziki yapımız olan bedenimizle beraber, insan olma özelliğimiz olan varlığımızda, Allah'a ulaşma yolunda bize engel olan ve bunun için elinden geleni yapmaya çalışan; gerçekten de çok üstün oyun ve düzenleri olan nefsimiz, bir diğer ifâde ile şeytanımız vardır. Hani bilgisayar oyunlarında olduğu gibi, siz kazandıkça daha da zorlaşan ve karmaşıklaşan oyunlar var ya; onun oyun ve aldatmacaları da, siz onu yendikçe daha da zorlu ve çözülmesi güç bir hâle gelir. Bu zorlu düşmanımızın ne kadar bilgili olduğunu anlamak ve hiç aklımızdan çıkarmamak için; onun bir zamanlar, Âdem yaratılmazdan önce meleklerin hocası olduğunu hatırlatmak yeterlidir. Şeytan dediğimiz, aslında nefsimiz olan bu özelliğimiz gerçekten de çok üstün negatif yetenekleri olan bir yapı taşımızdır. Ruh veya can dediğimiz özel yapı taşımızın tam tersi özelliklere sahiptir. Gönlümüz, kelimenin tam anlamıyla bir savaş meydanıdır. Bu iki zıt kuvvetlerin hüküm sürdüğü yer olan gönlümüz; kimi zaman nefsimizin at koşturduğu yer olur, kimi zaman ruhumuzun. Nefsimizi yenip de onu Müslüman edebilirsek, o zaman Yüce Allah'ın; “Ben, hiçbir yere sığamadım, ancak inanan kulumun gönlüne sığdım.” sözü gerçekleşmiş olur. Başarı Allah'tan. Yüce Allah, bütün kâinatı zıtlar üzerine bina etmiştir ve her şey bu sayede dengede durur. Düşmanımızı küçümsememek, onunla nasıl savaşacağımızı ve onu nasıl yeneceğimizi öğrenmemiz gereklidir. Tabii ki bunu tek başımıza yapamayız, bir yol gösterici eren gereklidir. Bu da, Allah nasip ederse olur.

Şimdi Mevlânâ Hazretlerinin; nefs, şeytan yâni Azâzil hakkında söylediklerini aktaralım:

Mustafa buyurdu ki; Canınızdaki düşmanı doğruca bir anlatsam size;
Yüreklilerin bile ödü patlardı; ne bir yola gidebilirlerdi, ne bir işin gamını yiyebilirlerdi.
Bunu duyanın, ne gönlünde yalvarışa bir güç-kuvvet bulunabilirdi, ne de bedeninde oruç tutmaya, namaz kılmaya bir güç-kuvvet kalırdı.
Kedinin önündeki fâre gibi, yok olur giderdi. Kurdun önündeki kuzu gibi, erir-biterdi.
Ne düzeni kalırdı, ne yolu-yordamı. Onun için ben sizi, bunu söylemeden yetiştirmedeyim. (c2: 1912-16).
X
Putların anası, bir put olan nefsinizdir; çünkü put, yılandır, nefis putuysa ejderhâ.
Nefis, demirle taş gibidir; put, o çakmaktaşından sıçrayan kıvılcımdır; o kıvılcım, suyla söner-gider.
Fakat çakmaktaşıyla demir, ne vakit suyla söner? İnsanoğlu, bu ikisi kendisiyle oldukça, nasıl esenliğe ulaşır?
Put, testide gizli duran kara sudur; nefsi ise, bu kara suya kaynak bil.
O yontulmuş put, kara sele benzer; put yonan nefisse, anayoldaki kaynaktır.
Bir parçası yüzlerce testiyi kırar ama, kaynağın suyu durmadan dinlenmeden coşar, kaynar.
Put kırmak kolaydır, pek kolay; fakat nefsi kırıp geçirmeyi kolay görmek, bilgisizliktir, bilgisizlik.
Ey oğul, nefsin şeklini arıyorsan; yedi kapılı cehennemin hikâyesini oku.
Her solukta bir düzeni vardır nefsin; her düzeninde de, yüzlerce Firavun, o firavunlara uyanlarla berâber, batar-gider.
Mûsâ'nın Tanrı'sına, Mûsâ'ya kaç; Firavunluk ederek, îman suyunu dökme.
Ahad'a, Ahmet'e el at; a kardeş, kurtul beden Ebû Cehl'inden. (c1:777-87).
X
İçimde pusu kurmuş olan nefisse; düzende, kin gütmede bütün insanlardan da beter.
Kulağım; “İnanan, bir delikten iki kere sokulup, yaralanmaz.” Sözünü duydu; Peygamber' in sözünü canla, gönülle kabûl etti. (c1: 911-12).
X
Tavşan nefsin ovada yayılıyor, sen ise, bu nasıldır-nicedir kuyusunun tâ dibindesin. (c1: 1357).
X
Cehennemdir bu nefis, cehennemse ejderhâdır; hem de öylesine bir ejderhâdır ki, denizler bile söndüremez onu.
Yedi denizi içer de, o halkı yakıp yandıranın yakışı, gene eksilmez. (c1: 1380-81).
X
Nefsin de bir ejderhadır; ne vakit, nerden ölmüştür o; dertten, eline bir fırsat geçmediğinden donmuştur ancak. (c3:1053).
Ejderhan, donmuşken sağsın, esensin; fakat o bir kurtuldu mu, onun lokmasısın sen.
Onu mat et de, mat olmaktan aman bul; az acı ona, namaz kılanlardan değildir o.
Üstüne, şehvet güneşinin harâreti vurdu mu; o geberesice yarasan, kanatlanır uçar. (c3:1058-60).
X
İnsan, yazın kışı ister; derken kış da geldi mi, vazgeçer isteğinden, istemez.
Bir hâle, hiç mi hiç râzı olmaz insan. Ne darlığa râzı olur, ne genişliğe, ne hoşluğa.
“Geberesice insan, Rabb'ine karşı ne de kâfirdir.” (1). Doğru yolu buldu mu, tutar inkâr eder O'nu.
Nefis de bu çeşittir işte, bu yüzden de gebertilmeye lâyıktır; onun için o yüce Tanrı; “Öldürün nefislerinizi.” (2) dedi ya.
Nefis, üç köşeli dikendir; ne biçim koyarsan koy, batar sana; onun yarasından nasıl kurtulabilirsin sen?
Hevesten geçiş ateşini sal dikene, elini at işi-gücü güzel dosta. (c3:371-76).
1- Abese-17:
X
Azgın nefis, Tanrıya karşı sağırdır, kördür; gönül gözümle, tâ uzaktan senin körlüğünü gördüm ben. (c4:235).
X
Tanrı, nefsimize eşek kılığını vermiştir; kılıkları da, huylara uygun olarak yaratır.
İşte kıyâmette, gizliliklerin açığa vuruluşu budur; Allah için olsun, Allah için, şu eşeğe benzeyen nefisten kaç. (c5: 1394-5).
X
Kör de bilir ki, bir anası vardır;
Vardır ama nasıldır? Vehmine bile getirmez.
Bu bilgiyle anasını ulularsa, körlükten kurtulabilir. Çünkü; “Allah, bir kuluna hayır vermek dilerse, gönlünde iki göz açar; o kul, o gözlerle gizli âlemde ne varsa görür.”
Bu yolu, gönül dirliğiyle elde et;
Çünkü bu ten dirliği, hayvan sıfatıdır. (c6: Beyit 1114 öncesi başlık)
Senin bu nefis atının kuyruğu da, şehvettir; bu sebepten de o kendine tapan, geri-geri gider.
Nefsindeki şehvet, kökten kuyruk kesilmiştir ya; hâli başka hâle çeviren, sen de o şehveti âhırete çevir.
Şehvetini, yemeden içmeden kestin mi, o şehvet; yüce akıl ne yandaysa, o yana baş çevirir.
Hani ağacın bir dalını kesersin de, iyi bahtlı dal kuvvetlenir ya.
Sen de onun kuyruğunu, o yana çevirdin mi; gerigeri gitse bile, sığınılacak yere kadar gider, dayanır.
Ne mutludur binicisine râm olan atlar; ne geri giderler onlar, ne huysuzluk ederler. (c6: 1124-29).
X
Âdem, nefsinin tadına bir adım attı; cennetin baş köşesinden ayrılış boyunduruğu, boynuna geçiverdi.
Melek, şeytandan kaçar gibi kaçtı ondan. Bir lokma ekmek için, ne kadar gözyaşı döktü.
Ondan meydana gelen suç, bir kıl kadardı ama; o bir kıl, iki gözünde bitmişti.
Âdem, önüne ön olmayanın ışığının gözüydü; gözde biten kıl, insana pek büyük bir dağ kesilir.
Âdem, işleyeceği iş için danışsaydı; pişman olup da özür getirmezdi. (c2: 15-19).
X
İnanç azlığından meydana gelen derde acı, çünkü o derdin dermânı yoktur.
İnsanın güzel, düzgün elbisesi olmamalı; sabırdan kurtuldu mu, hemencecik baş köşeye sıçrar, oturur.
İnsanın eli, tırnağı olmaya görsün; oldu muydu, ne din düşünür, ne doğruluk.
İnsanın, belâlara uğrayıp gebermesi daha iyi; nefis, nimete karşı nankördür, yol azıtmış sapıktır. (c6: 4805-8).
X
Gerçekten de kötü nefis, yırtıcı kurttur; her arkadaşa, ne diye bahâne bulursun, ne diye onları töhmet altına alırsın?
Sapıklıkta, yüz kere bile külâh bulunur; çirkin, kâfir, şaşkın nefis diyorum ya;
A yoksul kul, o her kele bir külâh bulur, giydirir; bu yüzden diyorum işte, sakın tasmayı köpeğin boynundan çözme.
Terbiyeli olsa bile bu köpek, gene de köpektir; onu alçaltanlardan ol, çünkü kötü damarlıdır o.
Tâif sahtiyânı gibi, sen de bir Süheyl yıldızının çevresinde tavaf edersen, farzı yerine getirmiş olursun.
Böylece de, derindeki pisliği Süheyl yıldızı giderir; sevgilinin ayağına giydiği meste dönersin.
Bütün Kur'ân, nefislerin pisliğini anlatır; Mushâf'a bak da gör.. Ama o gözler nerde sende?
Zaman-zaman, edepsiz, kötü nefis yüzünden; ansızın dünyâya yalımlar vurmuştur. (c6:4868-75).
X
Hastanın şehveti yatışmıştır; hatırı sağlıkta, esenliktedir.
Ama ekmeği, elmayı, kavunu, karpuzu gördü mü; onları tatmak dileğiyle, sağlığa erişememek korkusu, savaşa girişir. (c5: 637-38)
X
İşte bak, şeytanlar da göğe ağmak isterler; kulaklarını, gökyüzü sırlarına dikerler.
O sırlardan birazını kaparlar; fakat sonunda gök taşları, tezce gökyüzünden sürer onları.
Gidin denir onlara, oraya bir peygamber gelmiştir; ne istiyorsanız, ondan elde edebilirsiniz. (c4: 3324-26)

Yorumlar alınıyor...
Arşiv
Anasayfa Birgo Nedir? Nasıl Birgo'larım? Kullanıcı Sözleşmesi Blog Yardım Bize Ulaşın