Birgo

EYL
25
munzur yok ediliyor

NEHİR OLUP KATİL ŞİRKETLERİN ÜZERİNE AKMAYA

Fatma Çetin

image image image image image Her yıl, 14 Mart Uluslararası Nehir Ağı tarafından Baraj Karşıtı Küresel Eylem günü çağrısı yapılıyor. Bu günde, dünyanın dört bir yanında, yaşamlarının ve kültürlerinin beşiği nehirlere kelepçe vurulmasına karşı mücadele veren kabileler, cemaatler eylemler yapıyor. Geçen yıllarda birçok cemaat baraj işgalleri, nehirleri kutsama törenleri ve açlık grevleri yaptı. ABD’de Shasta Baraj alanında, Winnemem Wintu kabilesi, 100 yıl sonra ilk defa Savaş Dansı yaparak, barajın yükselmesinden dolayı tehdit altında olan kutsal ve tarihi alanların korunması için dua etti. Kabile geçmişlerinin ve kültürlerinin nehre bağlı olduğunu anlatmak için bu eylem ve törenleri düzenledi. Guetemala’da Chixoy baraj inşaatından sonra yerlerinden  yurtlarından edilen bin Mayalı köylü barajı işgal etti.

Barajların yaşamlarını ve kültürlerini sular altında bıraktığını dile getiren cemaatler dünyanın dört bir yanında sözlerini eyleme dökmeye devam ediyorlar:

Afrika ülkelerinden Mozambik’te Zambezi Nehri’nin etrafında yaşayanlar, nehre kurulan barajla birlikte hayatlarının nasıl gün be gün kuruduğunu şöyle anlatıyorlar:

“Zambezi Nehri ailelerimiz için hayat kaynağı...O kadar cömert ki, sadece biz değil başka yerlerde yaşayanlar da onun nimetlerinden faydalanıyorlar. Biz onlara iyi komşular diye saygı duyuyoruz ve Cahora Bassa Barajı’nın önemini anlıyoruz...Fakat, barajın yapıldığı son 30 yılda, nehir boyunca ve adalarda verimli alanları kaybettik. Geçim kaynağımız kamışlar yok oldu. Nehirdeki balık azaldı. Deltada, nehrin kolları kurudu. Bataklık ağaçları ve karides avcılığı tamamen tehlike altında...” Nehir etrafında yaşayan yerli cemaatlerin barajın 30 yıllık hikayesinde de dile getirdiği gibi, 1970’lerde sömürgeci Portekiz’in kurduğu baraj o günden bu güne fakirlikten başka bir şey getirmedi.  Baraj yüzünden 800.000 insan yersiz yurtsuz kalırken, sulak alanların kurumasından, yağmurlu zamanlarda bile nehir seviyesinin düşmesine birçok sorun yaşandı.Ve Zambezililer, nehirlerine sahip çıkmak için barajı tepelerine diken otoritelere karşı ayaklanmak için komiteler oluşturdular. Yaşlısından gencine, nehrin beslediği birçok Zambezili nehirlerini kaybetmemek için mücadeleye başladılar.

2004 yılının Aralık ayında Kolombiya’da Urra Barajı nedeniyle yaşamları tehdit altında olan Embera-Katio kabilesinden 400 kişi, Kolombiya Çevre, Konut ve Toprak Gelişimi Bakanlığı’nı işgal etti. Polis, yaşamlarını savunmaya gelmiş olan 400 yerliyi zorla bakanlıktan çıkardı. 2000 yılında faaliyete başlayan Urra Barajı, Kolombiya hükümetiyle, İsveçli bir inşaat firmasının ortaklığında yapılmıştı. Baraj 70.000 insanı yersiz yurtsuz bıraktı, baraja karşı mücadele eden kabilelerden birinin lideri kaçırıldı ve öldürüldü. İşgal eylemleriyle barajı protesto eden Embera-Katio kabilesi barajın yaşamlarında yarattığı tahribatı bildirilerinde şöyle anlatıyor: “Geçen on yılda, durumunuzun daha da kötüye gittiğini ve insanlık olarak değerimizin bilinmediğini, kabilelerimize saygı gösterilmediğini gördük. Siru Nehri’ni keder çığlığına çeviren Urra Barajı’nın kapatılmasını istiyoruz”

Pakistan’ın Sindh bölgesi, büyük nehir projelerine karşı yürüyüşlerin ve açlık grevlerinin yapıldığı bir eylem alanı oldu. Hükümetin Kalabagh baraj projesini ve Büyük Thal Kanal Projesi’ni durdurmasını isteyen Jiye Sindh Qaumi Mahaz grubu eylemcilerinin bir kısmı protesto amacıyla ölüm orucuna girdi. İslamabad’ın 100 km güney batısında İndus Nehri üzerine kurulacak olan Kalabagh Barajı’nın  40 milyonun üzerinde Sindh’liyi öldüreceğini belirten eylemciler baraj ve kanal projelerinin durdurulması için ölüme kadar gideceklerini dile getiriyorlar.

Brezilya’da, baraj projelerini durdurmak isteyen ve ALCOA, ALCAN, Tractebel ve AES gibi küresel şirketleri protesto eden binlerce çiftçi ve köylü Santa Catarina ve Rio Grande do Sul  kentlerinde ana yolları işgal etti. Sao Bernardo Nehri üzerinde yapımı planlanan Sao Bernardo barajını ve Uruguay Nehri üzerindeki birçok baraj inşaatını işgal eden köylüler “Küresel şirketlerin yaşam dolu vadilerini işgal ederek, binlerce insanı yerlerinden yurtlarından kovduklarını ve doğayı geri dönülemez bir yıkımın içinde bıraktıklarını” dile getirdiler. Barajları inşa eden küresel şirketlerin barajdan üretilecek elektriği de kendilerine ait alüminyum, çimento, demir işleme ve selüloz endüstrilerinde kullanacağını belirten Barajlardan Etkilenen İnsanlar Hareketi adıyla mücadele eden grup, projeler durdurulana kadar baraj inşaatlarında işgal kampları kuracaklarını söylediler.

Dünyanın dört bir yanında küresel şirketlerin nehirlere kilit vurmasına karşı çıkan kabileler, cemaatler geçmişlerinin, yaşam köklerinin sular altında bırakılmasını, gelecek kuşaklar için çamur ve çöpten başka bir şey bırakmayacak olan bu projeleri engellemek için ölümüne mücadele ediyorlar.Bu topraklarda, “Munzur Barajlar Projesi” kapsamında yapılacak 8 barajla Munzur Çayı 8 yerinden hançerlenecek. Dünyada birçok ekolojik katliamın mimarı Stone & Webster ile yerli ortağı Katil Ata Holding Munzur’a saldırıyor. Munzur Barajlar Projesi gerçekleşirse bölgenin bir yıllık su potansiyelinin %37.3’ü baraj gölünde toplanacak. Mercan, Pülümür ve Munzur Vadileri göl haline gelip iklimi olumsuz etkileyecek. Kışın daha ılıman geçmesi ve kar yağışlarının azalması sonucu su kaynakları beslenemeyecek. Munzur Vadisi’nde bulunan 1518 tür bitki ve dünyada sadece Munzur’da bulunan 43 tür, barajlar sonrasında tamamen yok olacak. Munzur’un gözelerinde yaşayan kırmızı pullu alabalık, çengel boynuzlu keçi ve bezuvar keçisi, ür kekliği yok olacak. Barajlar sonrasında, 60’dan fazla köy sular altında kalacak ve 84 köy zorunlu göç etmek durumunda olacak. Munzurlular, efsanelerini ve köklerini oluşturan Munzur’u terk etmek zorunda kalacaklar. Barajlar, doğanın milyonlarca yıl dantel gibi işlediği çeşitliliği 30-40 yıl içinde balçığa ve bataklığa çevirecek.  Munzur’a, Harçik’e barajlarla kelepçe vurmak, kutsal suları kurutmak isteyenlere, altın ve gümüş çıkarmak için siyanürle toprakları delik deşik edecek olan maden şirketlerine karşı sesler, Munzur’un sesi gibi artarak geliyor. 14 Mart’ta katil şirketlerin katliam projelerine karşı dünyanın bir çok yerinde farklı gruplar insan nehri olarak aktı ve akmaya da devam ediyorlar. Dünyanın bütün nehirleri küresel şirketlerin ellerinden kurtulana kadar...

Bu yazı Özgür Hayat'ın 63. sayısında yayınlanmıştır.


MUNZURDA BARAJLARA HAYIR!

Tufan Kıymaz

image"Munzur Barajları Projesi" kapsamında yapılacak 8 barajla ve hidroelektrik santralleriyle Munzur Çayı adeta 8 yerinden zincirlenecek. Bu barajlardan ikisinin, Uzunçayır ve Mercan barajlarının inşaatı tamamlanmış durumda. Birçok nükleer santral, baraj, termik santral ve petrol rafinerisi inşaatlarına imza atmış olan küresel gaspçı Stone&Webster şirketi ve onun yerli taşeronu katil ATA Holding, küresel kapitalizmin her zamanki talancılığıyla Munzur'un doğallığına saldırıyor. Eğer barajlara karşı güçlü bir mücadele örülemezse, bu barajlar ve termik santraller Munzur'un ve genel olarak Dersim'in ekolojisini bozacak. 84 köy göç edecek. Munzur Vadisi, insanlar ve diğer canlılar için yaşanmaz hale gelecek.

Dünya'da Barajlar

Barajlar doğal olmayan büyük su kütleleri yaratarak bölgenin yağış düzeninden bitki örtüsüne kadar birçok ekolojik dengesini alt üst ediyor. Barajların su tutmaya başlamasından öncekine kıyasla, bölgede daha serin yaz ve daha ılıman kışlar yaşanıyor. Bölgedeki hakim rüzgar yönü değişiyor ve rüzgarın şiddeti artıyor. Göl yüzeyinden karalara doğru büyük miktarda nem transferi oluyor. Bu durumun etkisiyle sis ve don olaylarında büyük artışlar görülüyor.

Dünya Barajlar Komisyonu'nun raporunda kullanılan ifadeye göre, baraj göllerinde tutulan suyun "ahlakı" bozuluyor. Daha önce insanlar tarafından tüketilebilir canlılar üreten akarsuyu, tutulunca bunları öldürüyor ve bunlar yerine zehirli, virütik canlılar üretiyor. Barajların doğal ortam üzerindeki etkileri yüzünden, dünyadaki tatlı su balığı türlerinin %20'si tükenmiş durumda. Baraj göllerinde yaşayabilen balıklarda da cıva artışı oluyor. Baraj göllerinin çevresinde schistosomiassis, sıtma gibi salgın hastalıklar çıkabiliyor. Baraj sularında gelişen bakteriler (cyanobacteri) barsak kanseri yapıyor. Bütün bu sebepler yüzünden ve baraj göllerinin yaşadıkları yerleri işgal etmesi sonucu dünyada 80 milyon insan göç etmek zorunda bırakılmış. 80 milyon insan, yaşadıkları, kök saldıkları, kültürlerini harmanladıkları toprakların böyle bir yeryüzü cehennemine dönüşmesini izlemek zorunda bırakılmış.

Barajlar, üzerinde bulundukları akarsuyun denize döküldüğü bölgeyi de direk olarak etkiliyor. Su ile taşınan toprak ve besin azaldığından deltalar ve kıyılara yeterli gereç taşınamıyor. Kıyı içeri doğru ilerliyor ve deltaların tarımsal açıdan verimliliği azalıyor.

Barajların ömrü 50-70 yıl civarında. Daha sonra geride sadece bataklık kalıyor.

Sulama

Barajlar sulamada da kullanılıyor. Dünyadaki besinin %12-16'sı barajlarla sulanan alanlardan elde ediliyor. Sulama bölge halkına olumlu bir özellik gibi sunuluyor ancak dünya genelinde büyük barajlarla sulanan toprakların %20'sinde tuzlanma ve çoraklaşma gerçekleşti. Bu oran Özbekistan'da %60, Türkmenistan'da %80'lere kadar çıktı. Dünyanın en büyük sulama barajı Pakistan'da bulunan Tarbela barajı. Pakistan'da baraj sularıyla sulanan 15 milyon hektar alanın %40'ında ciddi boyutlarda tuzlanma oluşmuş, tarımsal üretim azalmış durumda.

Aslında bu sorunu küresel kapitalizmin dayatmalarından bağımsız olarak açıklamak da pek mümkün değil. Geniş alanların sulanabilmesi için, sırf sulama amaçlı büyük barajlar inşa ediliyor. Peki bu sulama amaçlı barajlarla ne sulanıyor? Mesela, dünyadaki ekilebilir toprakların yaklaşık dörtte birinde yetiştirilen hububatın % 40'a yakını et endüstrisinde katledilen hayvanların yemi olarak kullanılıyor. Ayrıca, 5 hektar alanda üretilen soyadan 60 kişi beslenebilecekken bunu tüketen sığırların etinden sadece iki kişi doyabiliyor. Hayvan yemi sadece bir örnek. Bunun dışında küresel gasp ekonomisine katabilmek için tek tür bitkinin tarımına (monokültür) zorlanan bölgeler veya hammadde olarak kullanılan endüstriyel bitkilerin yetiştirildiği geniş tarım alanları da var. Küresel kapitalizmin gerekleri doğrultusunda yapılan tarım, zaten kurgusu gereği insanın ve doğanın sömürülmesine dayanır. Tüketim, aşırılık, doymazlık, hırs bu sistemin temel özelliklerindendir.

Küresel Isınma

Barajların zararlı etkileri sadece bulundukları bölgeyle sınırlı kalmıyor, barajlar küresel ısınmaya da yol açıyor. Geçen 130 yıl içinde dünyanın ısısı 0,7 derece arttı ve kuzey kutbu üçte bir oranında küçüldü. Bu ısınmaya yol açan sera gazlarının %28'i baraj göllerinden kaynaklanıyor. Su altında kalan bitkiler ve toprak, barajın ömrü boyunca atmosfere karbondioksit ve metan salıyor.

1997'de Japonya'nın Kyoto kentinde yapılan konferans sonunda sera gazı emisyonunun (atmosfere salınmasının) azaltılması gerektiği sonucuna varıldı. Dünyanın toplam nüfusunun %4'üne sahip olan ABD, küresel sera gazı emisyonunun yaklaşık 4'te birine neden olmakta. Buna rağmen ABD, ekonomik dengeleri bozabileceği iddiasıyla sera gazı emisyonunun azaltılmasını kabul etmedi ve karbondioksit ve diğer gazların 'serbest pazar kuralları'na uygun şekilde bir borsasının kurulmasından genetik müdahaleye uğramış sera gazı emici orman projesine kadar gidebilen öneriler getirdi. Kârdan, paradan vazgeçemedi.

Kapitalistler için dünya, sömürülecek bir kaynaktan başka bir şey değildir. Bir şey, para getiriyorsa, doğrudur. Ve barajlar kârlı yatırımlardır. Bu kâr uğruna son 50 yılda, küresel bankalar akarsuların üzerine mayın gibi döşenen barajlara 2 trilyon dolar kaynak aktardı.

Enerji

Dünya'da kullanılan elektriğin %19'u barajlardan sağlanıyor. Sulama konusunda olduğu gibi enerjiye de ne için ihtiyaç duyulduğu önemli. Dünyada enerjinin dörtte biri ulaşımda (%70'i sanayileşmiş ülkelerde), %40'ı sanayide kullanılıyor. ABD, bütün dünyada üretilen toplam enerjinin dörtte birini tüketiyor.

Bir yandan enerji sıkıntısı olduğu dile getirilirken, bir yandan küresel sermayenin enerji politikaları daha çok kar getirecek şekilde verimliliği düşük tutup yatırımları ve dolayısıyla doğanın talanını çoğaltmaya çalışıyor. Sermayeyle iç içe geçmiş olan devletler de küresel kapitalizme hizmet ediyor.

Örneğin, Türkiye'deki barajlar şu anda %20 kapasiteyle çalıştırılıyor. Çünkü doğalgazla elektrik üreten santrallerle yapılmış uzun süreli anlaşmalar var. Doğalgazla üretilen elektriğin barajlarda üretilenden 22 kat daha pahalı olmasına rağmen Türkiye'ye gelen toplam doğalgazın %60 bu santrallerde elektriğe dönüşüyor. Tunceli'nin hidrolik enerji potansiyelinin %100'ünü kullanacak olan Munzur Barajları Projesiyle üretilmesi planlanan elektrik ise, Türkiye'nin hidrolik kaynaklardan şu anda elde ettiği elektriğin binde 9'u kadar. Kapitalizm, sömürmek için bir bahane ortaya koymak zorunda değil.

Munzur'da neler olacak?

Munzur Barajları Projesi gerçekleşirse, bölgenin yıllık su potansiyelinin %37.3'ün baraj göllerde tutulacak. Mercan, Pülümür ve Munzur Vadileri göl haline gelecek ve Munzur'un iklim dengesi alt üst olacak. Kışın kar yağışları azalacak, böylece yer altı suları beslenemeyecek ve kaynaklar kuruyacak.

Munzur dağlarında bilinen 1518 bitki türü var. Bunlardan 43'ü bütün dünyada yalnızca Munzur'da bulunan endemik türler. Bu bitkilerin doğal alanları değişecek, büyük çoğunluğu ortadan kalkacak.

Çengelboynuzlu ve bezuvar keçisi, ür kekliği ve yalnızca Munzur gözelerinde yaşayan kırmızı pullu alabalık yok olacak. Bölgenin tarım ve hayvancılığa dayanan yerel ekonomisi tamamen altüst olacak.

60'tan fazla köy sular altında kalacak ve toplam 84 köy zorunlu olarak göç edecek. Munzurlular efsanelerini, kültürlerini oluşturan Munzur Çayı'ndan, köklerinden ayrılacaklar.

Barajlar ulaşımı engelleyecek. Merkez, ilçelerden tecrit edilecek. Bu toprakların OHAL politikaları sonucu en çok göç veren bölgesi, daha da insansızlaştırılacak.

Munzur'da herhangi bir arkeolojik inceleme yapılmamış ancak Keban barajı havzasında paleolitik döneme ait kaya sığınakları, işlikler ve düz yerleşmelere rastlanmış. Belki de Munzur'daki tarih sular altına gömülecek. 50-70 yıl sonra barajların göl alanları bataklığa dönüşecek.

Bölgede yaşayan halkın inançları, gelenekleri, hayatları içinde çok önemli bir yeri bulunan Munzur Çayı'nın özgürlüğü elinden alınacak.

Bu senaryoya bölge halkı da katılmak isteniyor. Çevre Etki Değerlendirme raporu bölge halkına da sunulup onaylatılacak. İstihdam yaratma, kalkındırma gibi yalanlarla insanlar kandırılmaya çalışılıyor. Binlerce kişinin yaşadıkları topraklardan sürülmesinin ve doğanın katledilmesinin önüne bir rüşvet gibi istihdam olanakları konuluyor. Bu istihdamın boyutları da hiç öyle ima edildiği gibi değil. Dünyanın en büyük insan eliyle yapılmış gölüne sahip olan Zimbabwedeki Kariba Barajı bile 450 kişiye iş olanağı sağlamıştı. Buna karşılık 57 bin insanın evlerini kaybetmesine ve salgın hastalıklara neden oldu. İnsanlar geleceği görmekte zorlanıyorlarsa, şimdiye kadar yanı başlarında yapılanlara bakarak bir fikir edinebilirler. Keban ve Seyhan baraj göllerinin etkisiyle 1975 yılından sonra bölgenin iklimi değişti. Keban ve Kargamış barajları arasında artık Fırat Irmağı ve Fırat Kanyonu yok. Bu bölgedeki bitki örtüsü, iç su canlıları ve yaban hayvanları artık yok. Tarihsel yerleşim alanları sular altında. Baraj rezervuarı da balçıklaşmaya başladı.

Atatürk Baraj Gölü'nde su tutulmadan önce Fırat Nehri'nde yaşayan vantuzlu balık, iğneli balık, maya balığı ve bıyıklı balık türleri yok oldu.

Halfetililer, atalarının yetiştirdikleri fıstık ağaçlarının gölgesindeki yöresel taş evleri Birecik baraj gölünün suları altında kalınca, "Yeni Halfeti" adı verilen prefabrik konut bölgesine yerleştirildiler.

Barajların akarsu rejimini ve nem oranını değiştirmesi ile Şanlıurfa'da kelaynakların sayısı git gide azalıyor. Barajlar nedeniyle Konya Ovası'nda yer altı suyu neredeyse tükendi, kuraklık yaşanmakta.

Munzur Barajlar Projesi kapsamında inşaatı tamamlanan Mercan Barajı henüz su tutmaya başlamamasına rağmen, suyun yönü değiştiği için susuzluktan kuruyan ağaçlar oldu.

Kapitalistler, kendileri doğanın sahibi sanıyorlar. Onu istediği gibi değiştirebileceklerini, onu istedikleri gibi kullanabileceklerini, sömürebileceklerini düşünüyorlar. Yanılıyorlar. Dersim halkının Munzur'a, evlerine sahip çıkmaları, talancılar karşısında kendi hayatlarını kendi ellerine alma mücadelesi örmeleri Munzur'a kapitalizmin sokulmasını engelleyecek kadar güçlenebilir. Hayatlarını savunan insanların gücü, zalimlerin gücünü yenebilir. Munzur'da barajlar engellenebilir.

Bu yazı Özgür Hayat'ın 49. sayısında yayınlanmıştır.


Baraja karşı olmak
merkezi enerji üretimine karşı olmaktır

Cemil Özer

Ekonomik kalkınmanın vazgeçilmez araçlarından biri olarak sunulan barajları, bu coğrafyanın ekolojik dengesini oldukça tahrip etmiştir. Bu topraklarda şu an işler durumdaki 1135 baraja ek olarak 335 barajın inşaatı hala sürmekte, 47’sinin projesi hazır ve 47’sinin de proje çalışmaları sürüyor. Bu rakamlarla “Gelişen Türkiye” portreleri çizmeye çalışanlar, bu konunun ekosisteme ve insan yaşamına olan etkisini bilinçli olarak hasır altı ediyorlar. İnsanların, bu barajlar yüzünden köklerinden koparılıp yerlerinden edilmeleri, var olan bitki örtüsünün ve canlıların yok olması gerçeği “ekonomik kalkınma” söylemiyle sürekli örtbas edilmeye çalışılıyor.

Devletler için su, sadece enerji elde etme veya sulama için olmanın ötesinde diğer devletlere karşı oldukça etkili bir silah olarak kullanılıyor. İktidarların anlayışına göre su, doğduğu ülkenin malıdır ve bu yüzden de sahibi, suyu istediği gibi kullanma hakkına sahiptir. Bu anlamda barajlar, devletlerin bu tehdidi keskinleştirebilecekleri zeminler sağladığı için devletlerden baraj karşıtı bir tavır beklemek boşunadır.

Munzur barajlar projesine karşı olmak demek, bu topraklarda ve hatta bu gezegende kurulmuş ve kurulacak tüm merkezi enerji sistemlerine karşı olmak anlamını taşımalıdır. Ekolojik dengenin çok hassas halkalardan oluştuğu hatırlanırsa Munzur’da yapılacak baraj sadece bu yörede yaşayan insanları değil bu coğrafyadaki birçok farklı yeri de etkileyecektir. (Orman yangınları sonucunda etkilenen iklim yüzünden Rize’de geçtiğimiz haftalarda yaşanan sel felaketi bu hassas dengenin en açık örneklerindendir.) Bu noktada barajın sosyal ve ekolojik bir felaket olduğunu bilerek nerede ve nasıl olursa olsun tüm barajlara karşı olunmalıdır.

Barajların, insanların kültürel ve sosyal yaşamlarını bölüp parçaladığı, yaşadığı toprağın doğasını yok ettiği açıktır. Kurulduğu ve kurulacağı bölgede yaşayan insanlar, yüzyıllardır o topraklarda kökleşen hayatlarından koparılarak göç etmek zorunda bırakılacaklardır.(Birecik Barajı yüzünden atalarının yetiştirdiği fıstık ağaçlarının gölgesinde yaşadıkları taş evlerinden sürülen Halfetililer, “Yeni Halfeti” ismiyle Ecevit’in “21. yy.’ın modern köy modeli” olarak tanıttığı prefabrik konutlarda dip dibe yaşamaya mecbur bırakıldılar.)

“Karanlıkta mı kalacağız?” sözleriyle ve kasıtlı elektrik kesintileriyle bize termik santraller, nükleer santraller ve barajlar gibi merkezi enerji sistemlerini dayatan iktidarlar; bunlara alternatif olarak sunulan rüzgar tribünü,güneş paneli gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını savunarak iktidardan pay kapmaya çalışanlar tek bir şeyin peşindeler; para ve daha çok güç. Buna ulaşmak için de hiçbir değeri önemsemediklerini yaşayarak görmekteyiz.

İnsanın, ait olduğu toprağın ona besin vermesinden, akan suyun ona hayat katmasından başka anlamları da var. Yaşamımız; kültürümüz ve coğrafyamızın bir ürünüdür. Toprağa, suya ve havaya yapılmış her müdahalenin yaşamımıza yapılmış olduğunu unutmayarak yaşam inisiyatiflerimizi ellerimize alıp özgürlük zeminleri yaratmalıyız.

Bu yazı Özgür Hayat'ın 8. sayısında yayınlanmıştır.

 


Arşiv
Anasayfa Birgo Nedir? Nasıl Birgo'larım? Kullanıcı Sözleşmesi Blog Yardım Bize Ulaşın